Patates Yiyenler

Cuma, Mayıs 26, 2017



Ressam: Vincent van Gogh

Eserin Bitiş Tarihi: 1885

Eserin Bulunduğu Yer: Amsterdam, Van Gogh Müzesi

Eserin Gerçek Boyutu: 114 x 82 cm

Tür: Tür Resmi

Stil: Realizm

Teknik: Yağlıboya

Materyal: Tuval

Merhaba sevgili sanat severler,

Uzunca bir tatil arasından sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bugün sizlere Vincent van Gogh'un 1885'in Nisan-Mayıs aylarında yaptığı o meşhur Patates Yiyenler'ini anlatacağım.

Van Gogh, erken dönem çalışmalarında; patates yığınlarını, kasvetli ve hüzünlü gökyüzü manzaralarını, maden işçilerini, tarlalarda çalışan veya dinlenen köylüleri resmederdi. Özellikle bu temalar üzerinde dururdu. Nuenen'de yapılan bu tablo da, yine bu temaları işlediği ve o güne kadar yaptığı en iyi yağlıboya tablosuydu. Bu yüzden kardeşi Theo'ya gönderdiği mektuplarda bu tablonun daha çabuk alıcı bulacağını umduğunu yazıyordu.

"Benim Patates Yiyenler'deki figürlerimde birtakım yanlışlıklar konusunda Serret'in
'ciddiyet ve inançla' bir şeyler söylediğini yazmıştın geçenlerde.
Buna verdiğim cevaptan anlamış olman gerekir ki,
o açıdan ben de kendi kendimi eleştiriyorum; ancak, kulübeyi
birçok gece loş lamba ışığında gördükten sonra yapılmış olduğunu da özellikle belirttim;
dolayısıyla sizinkinden değişik bir bakış açısından yola çıktığım açık-seçik ortada."

Kendisinin de söylediği gibi, tabloyu oluşturabilmek için 40 farklı yağlıboya çalışmasına ek olarak 20 taşbaskı, Theo'ya bu satırların yanına iliştirdiği taslağı, 2 farklı eskizi yapmıştı. Bu yağlıboya çalışmalarından küçük olan biri de günümüzde Kroller Müler Otterlo'da sergileniyor.



Tabloya baktığımızda, bir lambanın altında; ikisi kadın, ikisi erkek, biri de küçük bir kız çocuğu olmak üzere beş kişinin toplandığını, patates yiyip kahve içtiklerini görmekteyiz. Mekan tamamiyle loş gözüküyor. Buradaki tek ışık kaynağı, tavana asılmış ve odayı yeterli aydınlatmada pek de başarılı sayılmayan gaz lambası. Ve yine buradan devam edecek olursak, figürlerin gerilerine düşen gölgeleri, mekanın kasvetini daha da arttırıyor. Bu tabloda koyu renklerin ağırlıklı olarak kullanılmasında, figürlerin (ki muhtemelen köylüler) zorlu yaşam şartlarının da etkisi olduğu düşünülüyor. Figürlerin yüz ifadeleri, hüzünleri, buruşuk derileri, nasırlı elleri… Ressamımız, bu karanlık ögeler ile günlük yaşamdan bir kesintiyi melankolik bir unsur olarak sunuyor. Burada karanlığı bir parça çatlatan tek nesne, tabakta daha önceden fırınlanmış ve küçük parçalar halinde doğranmış patatesler. Bu patatesler adeta parlıyor.



Benim ilk dikkatimi çekenlerden biri ise, figürlerin ve hatta bazı eşyaların (örneğin köşedeki adamın oturduğu sandalye) akademik oranlı resmedilmemiş olması. Buradaki ögeler çarpıtılmış. Bu kurallara uyumlu olarak çalışan ressamlardan olan Anthon van Rappard ve matematikçi Serret’e göre, bu tabloda hatalar vardı. Eserin üstünkörü çalışıldığını düşünüyorlardı. Figürlerin kolları kısa, yüzleri olması gerekenden zayıf, burunları pipoya benzer, sandalyenin duruşundaki orantısız eğrilik… Van Gogh da, az önce sizlerinde de kendisinden okuduğunuz gibi kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplarda tüm bu eleştirilere karşı çıkıyor ve ekliyordu: “Söylemek istediğim basittir. Akademik kurallara göre figür çizimi, doğruluğu değişmeyen ve tiz fırça darbeleri modern zamanın resim sanatının zorunlu ihtiyaçları ile yeterli derecede buluşamaz.” Tüm bunları söylerken yalnızca dört yıldır resim yapıyordu. Ne Empresyonizmin ne olduğunu biliyor, ne de bu akımda çalışmalar veren ressamlardan birini tanıyordu. Tabloyu Paris’e götürdüğünde bütün bu eleştirilere karşı yaptığı işi ve görüşünü savunuyordu. Çünkü bu resim, onun için çok önemliydi. Resimlerin akademik açıdan hatasız olmasını istemediğini, aksine hatalar yapıp gerçeklikleri farklılaştırmayı, bozmayı veya değiştirmeyi tercih ediyordu. Peki bu tablo neden bu kadar çok eleştiri alıyordu? Elbette ki, bunun ilk nedeni akademik oranları hiçe saymasıydı. Bir diğer neden ise yine koyu renklerle resmedilmesinden ve mekandaki kasvetten dolayıydı. O dönem için siz de takdir edersiniz ki, böyle bir resim kabul edilemezdi. Oysa, köylülerin topraktan kendileri topladıkları bu patatesleri yemesinin son derece gerçekçi bir yanı vardı. Bu resimde akademik kuralların bozulması, figürlerin deformasyonu ve renk kullanımındaki özgür davranış çok sonraları ekspresyonistleri etkileyecekti. Hatta ressamımız, 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bu akımın öncüsü sayılacaktı. (*)

“Sanıyorum Empresyonizm diye bir ekol var. Ama hakkında çok az şey biliyorum.”



Figürlerin bakışları da epey enteresan. En solda gözüken sandalyede oturan adam, elindeki çatalı masadaki patatese batırıyor fakat ilginç bir şekilde bakışları patateslerde değil, masanın daha uç tarafında kahve dolduran kadının yaptığı işte. Yan tarafında oturan beyaz şapkalı kadın ise, onun tam olarak nereye baktığını kestirmek güç doğrusu. Çünkü hem tabloyu seyreden izleyiciye hem de yan tarafında bulunan sandalyedeki adama bakıyor gibi. Yanında bulunan kasketli adam da hem kahvesini içmek üzere ağzına doğru götürüyor hem de diğerlerinin kahvelerini dolduran kadına bakıyor. Kadınınsa tüm dikkati yaptığı işte. En ön planda bulunan küçük kızın ise, yüzü patateslere dönük. Kısa saçları onu diğerlerinden hemen ayırıyor.

Duvarın üst tarafında, köylülerin yemek yerken kullandığı kaşıklar görülüyor, küçük bir sepetin içinde. Yine devamında küçük bir resim ve duvar saati bulunuyor.

Yoksul insanları sıkça gözlemleyen Van Gogh da yoksulluğun ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Kendisini tamamıyla resme verdiğinde yalnızca kardeşinin desteğiyle hayatını sürdürebiliyordu. Bu dönemlerde kardeşine yazdığı mektuplardan birinde uzun süre aç kalmasından dolayı hedefine varamayacağını, bünyesinin zayıfladığını, açlığın etkilerinin resimlerinde görüldüğünü ve bütün bunların kaygı verici olduğunu belirtmişti. Bu tablo için de yine birtakım köylüleri izlemedi, resmin üzerinde bütün kış çalıştı, baş ve el detaylarına çok önem verdi. Ve 20 Nisan 1885 tarihli mektubunda kardeşine şunları yazdı:

“Asıl candan belirtmek istediğim fikir şudur: Lambanın altında patateslerini tabağa el uzatarak
yiyen bu insanlar aynı ellerle toprağı işlemiş adamlardır. İstedim ki resim,
çiftçinin el çalışmasını ve bu kadar namusluca kazandığı besini yüceltsin.
İstedim ki biz uygar insanların yaşayışından bambaşka bir yaşayışı canlandırsın.
Onun için herkesin bu resmi güzel ya da başarılı bulmasını istemek
aklımdan bile geçmiyor.”

(*) : Van Gogh bu dönemde, hala Paris’teyken Empresyonist ressamlarla tanışınca daha açık renklere yönelmeye başladı. Kendi anlayışından koparak, yeni bir boyama tekniği geliştirdi.

Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-LisansDevam 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Eserin tüm hakları yazara aittir. Kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. Anlayışınız için teşekkürler.

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

Yorumunuz blog yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. İlginiz için teşekkürler...