Rönesans ve Maniyerizm Yazı Dizisi: VIII. Pagan Tanrıların Hareketli Resimleri

Cumartesi, Mart 18, 2017

Venüs'ün Doğuşu, Sandro Botticelli, 1845 civarı
Galeria degli Uffizi, Floransa.

Botticelli, Venüs'ün Doğuş'unda mitolojik bir konu işler.
Dalgaların köpüğünden doğan Güzellik ve Aşk Tanrıçası Venüs, çalkantılı bir denizde
rüzgar tanrıları tarafından bir doğurganlık simgesi olan midye kabuğunun içinde, ayakta karaya atılmıştır.
Orada kendisini kırmızı bir pelerine sarmak üzere Çiçek Kraliçesi Flora beklemektedir.
Uçuşan saçlar ve dalgalanan giysiler resme hareketli bir hafiflik verir. Botticelli Yunan 
heykellerine öykünerek tanrıçasını "kontrapost", yani serbest bacak-destek bacak pozisyonunda resmetmiştir.
Resmin ana figürünün kendi içinde sakin
ama aynı zamanda harekete hazır görünen hali, resme neşeli bir huzur katıyor.
Bu keyifli hava, resme hakim olan açık pastel tonlarla destekleniyor.

"Il Magnifico" yani "Muhteşem" lakabıyla ünlü Lorenzo de'Medici, Floransa'yı 15. yüzyılın yetmişli yıllarında İtalya'nın siyasi ve kültürel başkenti haline getirmişti. Cumhuriyetçi idare biçimini koruyarak iktidarını o kadar güçlendirmeyi başarmıştı ki, adeta bir prens statüsüne erişmiş ve kent meclisinin üyesi olmadığı halde şehrin kaderinin tek hakimi mertebesine ulaşmıştı. Olağanüstü bilgili bir adamdı ve güzel sanatların destekçisi ve hamisi olarak ön plana çıkıyordu. Kol kanat gerdiği sanatçılar arasında Michelangelo'nun yanı sıra ressam Sandro Botticelli de vardı. Botticelli, Lorenzo'nun dikkatini, Yunan mitolojisi hakkındaki derin bilgisini kanıtlayan resim motifleriyle çekmiş olabilir. O güne kadar ressamlar, antik filozofların yaklaşımı çerçevesinde gerçeği yalnızca anlamak ve araştırmakla yetinmişlerdi. Hümanistlerin yaklaşımı gerçi yeniydi ve sanatta hala sadece Hıristiyanlıkla ilgili konular işleniyor, resimde alışılagelmiş motiflerin ve temaların dışına pek çıkılmıyordu. Ama 15. yüzyılın ortalarından itibaren Antik Çağ'a farklı bir bakış açısından yaklaşılmaya başlandı. Artık Antik Çağ, kendi döneminin koşulları içinde kavranmaya ve yeniden üretilmeye çalışılıyordu. Yüzyılın ikinci yarısında artık Hıristiyan konularının yanı sıra Yunan efsane kahramanlarıyla tanrıları da sanata giderek daha fazla girmeye başladı.

Detay

Botticelli'nin Venüs'ün Doğuşu resmi de bu bağlamda ele alınmalıdır. Yunan mitolojisindeki Afrodit (Romalılar ona Venüs diyordu), Botticelli'nin eserinde anlaşılmaz ve tanrısal bir alemden çıkarak karaya, yani gerçek hayata sürüklenmiştir. Gerçek insan boyutunda, erotik ve zarif doğallık içindeki bu ilk anıtsal çıplak kadın, klasik dönem sonrası sanatına hakim olacaktır. Resme damgasını vuran bu muhteşem vücut, Gotik'in bedensiz sanatına karşı güçlü bir meydan okuma anlamına gelir. Köpüklerin içinden çıkan ve karaya vuran güzel, aynı zamanda Rönesans'ın en büyük hayalini, yani insanın Antik Çağ'ın küllerinden yeniden doğuşunu da simgeler. Tabii resmin bu derin anlamı, ancak ona bir fikrin cisim bulmuş hali gözüyle bakıldığında anlaşılır. Bu bakış ise belli bir eğitim düzeyini gerektirmekteydi. Pagan konuları dünyevi hükümdarların gözünde bu kadar cazip kılan da buydu. Bir resmin veya heykelin arkasındaki mitolojik hikaye, birden güncel siyasete bir gönderme ya da erotik imalar içeren bir oyun haline gelebiliyordu. Bu içeriden bakma sanatı bilgisine sahip olanlar herkese ne kadar entelektüel ve görmüş geçirmiş olduklarını gösterme şansını yakalıyordu. Hümanist ve eğitimli kentsoylular kendilerini Kilise'nin iktidarından kurtarabilmek için artık bu yola başvuruyorlardı.

Özgürlük, sanatçı için de artık Tanrıların, Satir'in ve deniz kızlarının dünyası demekti. Bu motifler için Hıristiyanlık konularındaki gibi kesin kurallar konmadığından sanatçı onları alabildiğine özgür işleyebiliyordu; işinde kendisini yalnızca bilimsel, yani matematik, felsefe ve edebiyat alanındaki bilgilerine sadık kalmakla yükümlü hissediyordu. Bu, resme ve ressamına o güne kadar hiç görülmemiş bir özerklik kazandırdı: Artık sanatın temelinde dinsel bağlam aranmıyordu. Sanat, bilimin üzerinde yükseliyordu. Bu sanata hakim olan ressam da böylece neredeyse bir bilim adamı rütbesine yükselmekteydi. Eski devrin zanaatkar boyacısı artık bir bilgindi. Bu dönüşüm aynı zamanda Erken Rönesans'tan Yüksek Rönesans'a geçişi de simgeler ki, devrinin en ünlü sanatçı bilgini Leonardo da Vinci'dir.

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

Yorumunuz blog yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. İlginiz için teşekkürler...