Pygmalion ve Galatea

Cuma, Mart 03, 2017


Ressam: Jean-Léon Gérôme

Eserin Bitiş Tarihi: 1890-94 civarı

Eserin Bulunduğu Yer: Metropolitan Sanat Müzesi, New York

Eserin Gerçek Boyutu: 89 cm × 69 cm

Tür: Mitolojik Resim

Stil: Akademizm

Teknik: Yağlıboya

Materyal: Tuval

"Kyproslu bir heykelci olan Pygmalion, kadınlardan nefret ederdi. And içmişti; ömrü boyunca evlenmeyecekti. Sanatı yetiyordu kendisine.


Günlerden birinde, bir kadın heykeli yapmaya karar verdi. Artık bilinçaltının itmesiyle mi verdi bu kararı, yoksa insanlara kusursuz bir kadının nasıl olması gerektiğini mi göstermek istedi, orası bilinmiyor. Uğraştı, didindi, o zamana kadar yapılmış en güzel kadın heykelini yaptı. Yaptığıyla yetinmedi, defalarca düzeltti heykelini, usta parmaklarıyla yeniden biçimlendirdi. Sonunda da o fildişi parçasına tutuluverdi. Hani insan da o heykeli ilk görüşte canlı bir kadın sanardı: Hem öyle bir kadın ki, güzellikte eşi benzeri yok...

Bir süre, çocuklar oyuncaklarıyla nasıl oynarsa, Pygmalion da heykeliyle öyle oynadı. Ona çeşit çeşit elbiseler giydirdi, küçük kuşlar, pırıl pırıl çiçekler armağan etti. Gece olunca yatağına yatırdı onu, öptü kokladı. Düşlerinde hep onun canlandığını gördü. Ama sonunda cansız bir şeyi sevdiğini, o acı gerçeği anlayıverdi.

Aşk tanrıçası bütün bunları görüyor, bu yepyeni aşk çeşidiyle yakından ilgileniyordu. Mutsuz delikanlıya yardım etmeye karar verdi.

Venüs bayramı gelmişti. Halk, Aşk tanrıçası için kurbanlar kesiyor, her yerde şenlikler yapılıyor, şölenler veriliyor, sevgililer Venüs'e yakarıyorlardı. Pygmalion da Aşk tanrıçasının tapınağına giderek yakardı ona; karşısına, yaptığı heykele benzeyen bir kız çıkarmasını diledi. Sonra evine dönüp fildişi sevgilisinin karşısına geçti. Uzun uzun baktı heykele, eğilip o cansız dudaklarından öptü.

Ansızın irkilerek geri çekildi Pygmalion. Öptüğü dudaklar her zamanki gibi soğuk değildi, ılıktı. Bir daha öptü; o ılık dudakların gittikçe ısındığını, yumuşadığını duydu. Büyük bir sevinçle sarıldı heykele; Venüs, bu büyük aşkı karşılıksız bırakmamış, sevgilisini canlandırmıştı." (1)



Bu resmi ilk gördüğümde, mitolojik anlamından çok yapıldığı döneme dair korku ve şaşkınlıkla ilişkili mesajlar gönderdiği geçmişti aklımdan. Hatta biraz ileriye giderek, belki de 19. yüzyıl Fransızlarının, Üçüncü Cumhuriyet'i görenlerin anlayabileceği siyasi bir metafor içeriyor diye düşünmüştüm. Bugün ise daha farklı bir fikrim var. Tamamen farklı sayılmaz, çünkü yeni düşünceler eskilerini değiştirmez, onları geliştirir. Siyasi alegoriye ek olarak, resmi daha yakından incelediğim şu son günlerde zekice işlenmiş inceliği ve tonlarında başka bir evreni görüyorum.

Gerome'un resimlerini tam olarak anlayabilecek kadar geliştiğimi düşünmüyorum. Ama onun sanatsal sorular, temsil problemleri, Eros'un yaradılış efsanesindeki yeri ve resmin tekniğine yaptığı modern görünüm konularıyla oldukça meşgul olduğunu görebiliyorum. Bu yüzden renk açısından zengin ancak yüzey açısında düz sayılabilecek olan bu resmi; Gerome'un tekniğinden, sanatın içinden ve sanat tarihi üzerinden yorumlamaya çalışacağım.

Resimde Gerome'un tekniğinin en muhteşem örneği bana kalırsa Galatea'nın bedenidir. Ressam burada akademik sanat temsilcileri olan diğer ressamlar gibi (mesela Ingres) resmin bir bölümünde (beden) yalnızca gri ve beyaz ile çalışır. Ve ardından bu soğuk tonlar kendini sıcak tonlara çevirmeye başlar. Bu da heykelde bir rahatlama görünümü olduğunu gösteriyor. Tıpkı hikayede anlatıldığı gibi, Galatea canlanıyor.

Boya, oldukça narin ve şeffaf bir şekilde uygulandığı için Van Gogh'un tablolarında gördüğümüz kabuklu görünüm burada yer almıyor. İşte bu yüzden tablonun yüzeyde düz olduğunu söyledim. Tıpkı bir cam gibi. Ama renkler öyle değil. Renklilik bakımından zengin, geçiş bakımından ustaca görünüyor.


Gerome, deyim yerindeyse sanat tarihinin içinde yaşıyordu. Kendisinden önceki ressamların, heykeltraşların çalışmalarını sıkça incelerdi. Fakat bunları tablolarına konu etmekten veya alıntılamaktan kaçınırdı. Fakat burada bir farklılık görüyoruz. Zemine baktığımızda, Medusa'nın kalkanı duvara yaslanmış bir şekilde duruyor. Bunu yapmaktan özellikle kaçınan bir ressam, niçin bir başkasının resminden alıntı yapar?

Bu sorunun cevabını günlerce aradım. Ve bulabildiğim en mantıklı yanıt da Caravaggio'da gizli. Çünkü Medusa, belki de tarihin en iddialı tablolarından biriydi. Tıpkı resmini yapan ressam gibi gördüğü her şeyi taşa çeviriyordu. Bu anlamda Medusa, bir nevi Caravaggio'nun otoportresidir. Sanatçının yalnızca kendi gözünde bir canavar olduğunu ve bakışlarını nereye çevirirse çevirsin can alma gücünden bahsettiği söyleniyor. Kalkanın, bu bağlamda Medusa'nın bakışının yıkımını simgelediği konusunda neredeyse eminim. Kalkan, aynı zamanda resme farklı bir tat da katıyor. Ressam canlandırır, canlanır, öldürür ve resim sunağında kurban edilir. Burada siyasi bir ima da olabilir. Çünkü Galatea, Fransız Cumhuriyeti'nin kadınsı amblemlerinden biri olan Marianne'ye de benzetiliyor. Burada doğal olmayan ancak doğacak olan bir felaketin uyarı işaretleri işlenmiş olabilir mi?

Duvarda asılı duran resim, Nicolas Poussin'un resimleri gibi klasik pastoral bir betimleme. Bu sahnede bir şeyler olabilir. Bir zamanlar, Klasik Yunan'da, imgeler gerçekten tanrı olmaya başladıklarında, fantastik rutin olduğunda, sanat da bir inanç nesnesi haline gelmişti. Ve o dönemde demokrasi hakimdi.

Demek ki, "Pygmalion ve Galatea" isimli bu tabloda siyasi bir metni okuyoruz. Aynı zamanda, Eros tarafından yönlendirilen, resimlenen ve aynı zamanda bunu gerçekleştiren bir resimdir.

Resmin diğer üç versiyonunu görmek için benim de severek takip ettiğim Serkan Hızlı'nın buradaki yazısına bakabilirsiniz. Keyifli okumalar.

(1): Bu hikâye, Edith Hamilton'un Mitologya isimli çalışmasından alıntılanmıştır.

Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-LisansDevam 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Eserin tüm hakları yazara aittir. Kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. Anlayışınız için teşekkürler.

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

İlginiz için teşekkürler...