Arnolfini'nin Evlenmesi

Çarşamba, Şubat 22, 2017

"Rönesans'ın asıl önemi, dinsel niteliği ağır basmayan bir özgürlük kavramı etrafında
oluşan bireycilik anlayışının gelişimine temel oluşturan bir hareket olarak
yeni bir insan felsefesi doğurmuş olmasıydı." ¹

Bu felsefe bireycilik ve özgürlük anlayışının gelişmesine katkıda bulunmuştur. Tıpkı Floransalı ressam Jan van Eyck'ın 1434'te yaptığı "Arnolfini'nin Evlenmesi" adlı resimde gördüğümüz gibi...


Ressam: Jan van Eyck

Eserin Bitiş Tarihi: 1434

Eserin Bulunduğu Yer: Londra Ulusal Galeri

Eserin Gerçek Boyutu: 57 x 83.7 cm

Tür: Portre

Stil: Kuzey Rönesansı

Teknik: Yağlıboya

Materyal: Tuval

Yıl 1434.
Ticari ilişkilerinden dolayı Flaman topraklarına gelen İtalyan taciri Giovanni di Nicolao Arnolfini ve sevgili eşi Giovanna (Jeanne) Cenami, Brugge'daki konutunda.
Tabloda ilk bakışta köpekle birlikte üç figür görüyoruz. Arnolfini, astarlı kürkten bir cübbe giymiş, el yapımı geniş bir şapka takmıştır. Giovanni ise, kahverengi deri kemerle tamamlanmış yeşil renkli kadife bir cübbe giymiş. Kıyafetinin kol ve boyun kısmı, kürkle süslenmiş. Başındaki beyaz yazma kimi eleştirmenlere göre bekaret anlamına gelse de bende daha çok masumiyeti uyandırıyor. Boynundaki altın kolye de onun ihtişamına yakışır şekilde kondurulmuş. Kürk, ipek, yün, keten, deri, altın... Yalnızca giysilerine bakarak bile onların birer tüccar olduğunu, kazançlarının bol olduğunu görebiliriz.

Jan van Eyck'ın bu tablosu, sanat tarihçisi Erwin Panofsky tarafından her ne kadar "Arnolfini'nin Evlenmesi" şeklinde yorumlansa da burada zaten daha önce gerçekleşmiş olan bir evliliğin belgelendiğini öne sürenler de var. Üstelik tartışmalar bununla da sınırlı kalmıyor. 1997'de çiftin ortaya çıkan belgelerinde tablonun yapıldığı dönem ve sonraki birkaç yıl içerisinde evli olmadıkları ortaya çıktı. Sonrasında detayları inceleyen uzmanlar, burada resmedilenlerin Giovanni'nin kuzeni ve onun karısı olabileceğini düşündüler. İşte son yıllarda ortaya atılan bu savlar resimdeki figürlerin kimlikleri hakkında kuşku uyandırıyor. Ve belirsizlik bugün dahi sürüyor. Tartışılmayan tek konu ise Eyck'ın belgesel gerçeklik ve yoğun sembolizm eşliğinde kutsal kabul edilen bir anı (evlilik veya değil) benzeri görülmemiş bir ustalıkla betimlemesi...


Belgesel gerçeklik ve yoğun sembolizm demiştim. Biraz buna değinmek istiyorum çünkü bunlar aslında Flaman geleneğinin de birer unsuru. Tabloda gördüğümüz hiçbir nesnenin gelişigüzel seçildiğini söyleyemeyiz. Büyük bir titizlikle bir araya getirilen objeler ve renkler sanki biz izleyicilere bir mesaj veriyor gibi değil mi? Figürlerin yüz ifadeleri, insanda dokunma hissi uyandıran giysilerin dokusu, kıvrımlar, ışığın etkileri... Simgesel anlamlarla dolu bu tablo beni büyülüyor doğrusu.

Bazı sanat eleştirmenleri de benimle aynı şeyleri hissettikleri için gizli görünen bu kodları yorumlamışlar. Yukarıda sizler için seçtiğim detay, oda içerisinde bulunan tek kandil yakılmış küçük haç işlemeli metal bir avize. Gün ışığına rağmen yakılmış bir kandil, bazı yorumculara göre ruhu aydınlatan Tanrı ışığı gibi bir anlam taşıyor. Bazılarına göre ise, Yaratıcı'nın tek olduğu anlamına geliyor.



Tablonun orta yerinde bulunan bu dış bükey aynada tüm sahneyi ters bir biçimde yansımış olarak görüyoruz. Daha dikkatli bakarsak, aslında odada yalnızca köpekle birlikte üç figür olmadığını görüyoruz. Ressam van Eyck ve öğrencisi de burada. Bu, resim içinde kullanılan ilk aynaydı. Detaylı ve başarılı görünmesinin sebebi ise, Eyck'ın boyalarının kıvamı için yumurta yerine yağ kullanmasıydı. Daha geç kuruyan yapısı nedeniyle ince ve titiz çalışma süreci yaratmıştır. Tabii, o zamanlarda ressamlar boyalarını kendileri yapardı.

Aynanın etrafında bulunan madalyonlarda ise, on farklı resimle İsa'nın çarmıha gerilmesinin hikayesi anlatılıyor.

Aynanın yanında bulunan tesbih benzeri boncuklar da o dönemlerde klasik olarak damatların gelinlere verdiği hediyelerden biriydi. Tanrı'ya yapılan yakarışı ve kadın dindarlığını simgeliyor.


Tablonun detaylarını incelediğimizde birçok ayrıntı olduğunu görüyoruz. Her gösterge veya simge farklı bir anlam içeriyor. Aynanın üzerindeki imza da oldukça ilginç.
"Jan van Eyck buradaydı" ²
Resmin 1434'te yapıldığını göz önüne alırsak, o zamanlar için bu bir ilkti. Çünkü kilise ressamların tablolara imza atmalarından hoşlanmıyordu. Tek yaratıcı Tanrı'dır mantığını ımursamadan kendi imzasını tablonun orta yerine atan ressamın, bir devrim yarattığını da söyleyebiliriz.


Resimdeki erkek figürün, cama daha yakın olması, onun dış dünya ile daha sıkı ilişkileri olduğunu temsil ediyor. Ki Arnolfini, zaten ticaretle uğraşan, ailesini bu yolla geçindiren biriydi. Biraz daha cama doğru baktığımızda pencere önü ve masada duran portakallara ilişiyor gözümüz. Portakallar Brugge'a diğer ülkelerden getirilirdi. Bu da her evde olmadığı anlamına geliyor. Flamanlar özellikle kış yemeklerini tatlandırmak amacıyla az miktarda kullanırlardı bu meyveleri. Portakal ve portakal çiçeği birçok eleştirmene göre sevgi ve evliliği temsil ediyor. Bunu bilemiyorum ama buradan ve resmin genelinden çıkardığım en güçlü sonuç, Arnolfini'nin ve ailesinin ne kadar çok zengin olduğu ve kendi ülkeleri dışında da sevildikleri.


Burada gördüğümüz köşe oymasında bulunan küçük heykelcik ise St. Margaret. Elinde bir haç tutuyor. İnanca göre St. Margaret, hamile kadınları ve doğacak olan bebekleri koruyan bir azizdir. Burada verilmek istenen mesaj oldukça açık. Giovanni'nin elbisesi dönemin modasına uygun karın kısmı şişkin bir elbise olabilir. Fakat bir diğer ihtimal de hamile olması. Arnolfini'nin soyunun devam etmesini temenni ederken, Aziz Margaret'in bebekleri ve anneyi de koruma görevi vurgulanıyor.

Yatak ise, uzun bir yoldan gelen misafirlerin en çok görmeyi istedikleri şeydir. Çiftimiz, İtalya'dan gelmiş olduğu için epey yorgun olmalı. Bu yatak, uyku için kullanılmıyor dahi olsa, bir süs eşyası olarak gösterilmek istenmiş olabilir. Kırmızı ve gösterişli olması da tabii ki zenginliğin bir sembolü olabilir.


Tabloda iki çift terlik görülüyor. Bunlardan biri Arnolfini'nin önünde duran tahta takunyalar, diğeri de Giovanni'nin arkasındaki divanın önünde duran saten terlikler.
Tahta takunyalar ile ilgili en çok ortak görüş bildirilen konu, bu takunyaların Eski Ahit'te, Musa'nın ikinci kitabı olan ve Büyük Göç'ü anlatan bölüme gönderme yapmasıdır.

"Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır." ³


Her iki çift terlik de durmayı ve varmışlığı simgeleyecek şekilde uçları içe dönük şekildedir. Yani artık yolculuk bitmiştir, kutsal ev burasıdır. Ve bundan sonra yaşam burada devam edecektir.


Brüksel griffonunun anlamında ise hemen hemen herkes aynı fikri savunuyor: Çiftin birleşmiş ellerinin hemen altında duran bu küçük arkadaşımız, evliliğe duyulan ve duyulması gereken sadakati temsil ediyor. Daha önceki incelemelerimizden de hatırlayacağınız gibi, bu köpeğin direk olarak tabloyu izleyenlerin gözlerine bakması açıkça bir meydan okuma olarak yorumlanabilir.


Bu tablo, belli ki bu kişilerin yaşamların yüce bir anını temsil ediyor. Genç kadın sağ elini, Arnolfini'nin sol eline koymuş. Arnolfini, sağ elini, sanki bu birleşmenin kanıtıymış gibi havaya kaldırmış. Bir noterden, benzer bir törende hazır bulunup tanıklık yapmasının istenilişi gibi, belki de sanatçıdan, kendisinin de hazır bulunduğu bu anı sonsuzlaştırması istenmiştir.

Giovanni'nin yukarıda da belirttiğim gibi giydiği elbise türünden karın kısmı şişkin olabilir, diğer bir ihtimalse hamile olması. Bunun üzerine tartışmalar, uzun yıllar devam etmiştir. Değişen ahlakî yargılarla birlikte evlilik öncesi ilişkiyle hamile kaldığı mı, yoksa dönemin çok katlı giysileri nedeniyle mi hamile göründüğü meselesi bugün bile çözüme kavuşmamıştır.

Yaptığım araştırmalardan öğrendiğim kadarıyla Eyck, kendi çağdaşları tarafından kullanılmayan bazı değişik materyaller kullanmış ve farklı teknikler geliştirmişti. Giorgio Vasari de, Eyck'ın boya laboratuvarında ürettiği renklerden ve tekniklerden çok etkilenerek bundan kitabında bahsetmişti. Buna göre Eyck, tablolarını güneşte bekletmeden sadece hava ile kurumalarını sağlayacak yağlar üzerinde çalışmış. Değişik bitkilerin özütlerini çıkardığı yağları pigmentler ile karıştırarak kuruma deneyleri yapmış. Bu deneyler sırasında keten yağının kuruma ve renk koruma konusunda çok verimli olduğunu deneyimlemiş. Keten yağının kullanımında öncü olarak bu tekniğin yaygınlaşmasını sağladı. Sanat tarihinin ünlü yapıtları arasında önemli bir yeri olan bu tabloda da kullandığı teknik buydu.

(1) : M. Ali Kılıçbay, Bir İtalyan İcadı: Rönesans ve Doğunun Olanaksız/Olanaklı Rönesansı, Gergedan, sayı 13, sf. 174-178
(2): Johannes van Eyck fuit hic 1434
(3):  Ayet, Mısır'dan Çıkış 3:5

Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-LisansDevam 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Eserin tüm hakları yazara aittir. Kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. Anlayışınız için teşekkürler.

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

İlginiz için teşekkürler...