Rönesans ve Maniyerizm Yazı Dizisi: II. Gerçek Hayatın Içinden

Pazartesi, Eylül 19, 2016

Giotto di Bondone, İsa Mesih için Ağlayanlar
(Meryem ve İsa'nın Yaşamından adlı seriden bir detay)
1304-06 yılları, fresk, Capella Scrovegni (Arena Şapeli), Padua.

Giotto'nun resimleri o zamanki izleyiciler üzerinde olağanüstü canlı bir etki yaratıyordu. Ressam figürlerini zemine ayakta duracak şekilde yerleştirmiş, altın sarısı zemin yerine bir doğa tasviri kullanmıştı. Bu resimde çok derinlerden gelen bir matem havası gizlidir: Yahya kollarını acınası bir şekilde havaya kaldırırken Meryem Ana ölmüş oğluna son kez sarılır. Yüzleri örtük olan iki kadının duruşunda, ne denli bir yas içinde oldukları anlaşılmaktadır. Ortaçağ "ikonografya"sının bir mirası olan gökteki melekler grubu da "insanlaşmış"tır; meleklerin yüzlerinden insanı duygular okunmaktadır. Elleriyle dövünerek, ağlayarak ve deli gibi kanat çırparak gökyüzünü matem sesleriyle doldurduklarını işitir gibi oluruz. Giotto yaptığı resimlerle sanata yepyeni bir ifade tarzı sokmuştur: Ortaçağ'dan kalan yüzeysel ve "önem perspektifi"ne dayalı resim yapısını altetmiştir. Resimlerinde ima ettiği yeni perspektif kurallarıyla, figürlerinin bedenselliği ve bireysellikleriyle Rönesans'ın üzerinde yükseleği temeli oluşturmuştur.

Giotto di Bondone 1304'te "İsa Mesih için Ağlayanlar" freskini yaptığında ressamlar basit birer zanaatkardı. O devirde, bizim bugünkü anlayışımıza uygun bir sanatçı kavramı yoktu. Ressamların en soylu görevlerinden biri, kiliselerin duvarlarına İncil'den öyküleri, çoğunluğu okuryazar olmayan halkın anlayabileceği şekilde resmetmek ya da Altar resimleri yapmaktı. Bazen dünyevi hükümdarlar veya nüfuzlu kentsoylular da ressamlara, kendi özel mekanlarında ibadete hizmet edecek dinsel içerikli resimler sipariş ederlerdi. Örneğin Giotto, Padua'da Signore Enrico Scrovegni'nin özel şapelini fresklerle süsleme görevini üstlenmişti. Ancak bu kadar büyük siparişlere her zaman rastlanmazdı. Siparişler çoğu zaman bir beyefendinin bavuluna sığacak boyutta küçük ve taşınır dini resimlerden ibaret olurdu. Bu taşınabilir levha resimler 15. yüzyılda iyice yaygınlık kazanacaklardı.

İtalyan "Trecento"sunda, yani 14. yüzyıl İtalya'sında zanaatkar statüsüne sahip bir ressam, kendisine sipariş edilen bir resmi kafasına estiği gibi şekillendirme özgürlüğüne sahip değildi. Tersine, Eski ve Yeni Ahit'te adı geçen her şahsiyetin nasıl gösterileceğini ve bu kişilerin hangi özelliklerinden tanınacaklarını, yani eski deyişle alamet-i farikalarını belirleyen değişmez bir kurallar silsilesi bulunuyordu. Resim, "önem perspektifi" denilen bir düzene uygun kurulmak zorundaydı. Buna göre önemli olay ve konu büyük, önemsiz olan ise daha küçük betimlenmek zorundaydı. İnsanın görme biçimine uygun, naturalist (doğal) bir anlatım tarzı henüz ortaya çıkmamıştı. Resimde hakim tema, Tanrısal alemdi. Bu alemin alelade dünyamızdan ne denli muhteşem ve yüce olduğunu göstermek için resmin tüm zemini sıklıkla altın sarısı bir yüzeyle kaplanırdı.

Giotto resimlerinde bu geleneksel betimleme tarzını tamamıyla terketmiştir. Resme soktuğu gerçekçi üslup insanı, mekanı ve tabiatın tümünü kapsar: İsa Mesih için Ağlayanlar resminde figürler eski, geleneksel formüllere uygun stereotipler halinde resmedilmemiştir. Onlar hisseden, acı çeken varlıklardır ve yüzlerinde bireysel ifadeler saklıdır; alışılagelmiş altın sarısı zeminin yerinde ise gerçekçi bir tabiat tasviri görülmektedir. Resim, birbirinden açık seçik ayırdedilen arka ve ön planıyla derinlik kazanmış bir yüzey mekana dönüşmüştür. Olay tek bakışta anlaşılabilmektedir. Önem perspektifinde olduğu gibi gözün oradan buraya kaydırılmasına gerek kalmamıştır. Sanata getirdiği bu yeni anlayış ressamı daha yaşarken bir efsane haline getirdi. Dante Alighieri, o devirde hakim olmaya çalışan dünyevileşme eğilimine uygun olarak alışılagelmiş Kilise Latince'siyle değil, günlük İtalyanca'yla kaleme aldığı "İlahi Komedya"sında, ustası büyük Cimabue'nin pabucunu dama atan bir ressama methiye düzer:
"Bugün Giotto'nun adı herkesin ağzında, öyle ki artık ötekinin (Cimabue'nin) esamesi bile okunmuyor."

Ambrogio Lorenzetti, İyi Yönetimin Sonuçları
(İyi ve Kötü Yönetimin Alegorisi serisinden bir detay)
1337-40, fresk, Palazzo Publico, Siena.

Siena kenti yönetiminin siparişiyle Palazzo Publico (Kamu Sarayı) için yaptığı bu on iki metreyi aşkın duvar resminde Lorenzetti "İyi Yönetimin Sonuçları"nı över. Ressam Siena'yı şık meydanlara, her biri zengin bir aile tarafından yaptırılmış kulelerle görkemli bir mimariye ve mutlu insanlara sahip olan büyük, hareketli bir şehir olarak, ayrıntısıyla betimler. Sienalılar çalışmakta, eğitilmekte, eğlenmektedir. Resmin sol tarafında esnaf bir binanın revaklı girişinde bir şeyler tartışır; resmin ön planında zarif giysileri ve şık kurdelalarıyla genç kadınlar bir tamburinin nameleri eşliğinde dans ederler. Onlar şehrin zenginliğini ve refahını simgeler. Ressam danseden kadınların arkasında, çapraz solda bize bir okulun kapılarını aralar.
Lorenzetti birçok detayı özenle işlemekle birlikte her şeyi uyumlu bir kompozisyon içinde toplamaya da dikkat etmiştir. Binaların "kaçış çizgileri" ve resmin arka planındaki figürlerin orantısal olarak küçülmesi (çok basık ve içiçe geçmiş gibi gözükse de) derinlikli bir mekan yaratır.

Gerçekçi betimlemelere yatkın bir başka ressam da, Giotto'nun çağdaşı Ambrogio Lorenzetti'ydi. Detaylara düşkün, öyküleri seven ressam, Siena'daki Palazzo Publicco'ya (Kamu Sarayı) zengin kentin bir panoramasını resmetmiştir. Gerçi Lorenzetti'nin bariz konturlara sahip çizimsel üslubu Giotto'nun çok daha dolgun, anıtsal kompozisyonlarından epey farklıdır; ama resimlerine bakıldığında Lorenzetti'nin de Giotto'nun mekansal betimleme ilkelerinden etkilendiği görülür. Bu resimde ön plandaki mekan aynı zamanda sahnedir; bir perspektif duygusuyla ardarda sıralanmış olan binalar resme mekansal derinlik kazandırır. Ancak 1348 yılında Siena'nın görkemine acı bir son verecek olan veba salgını, ressamlar arasında ağızdan ağıza dolaşan perspektif bilgisini de yok ediyordu. Perspektif bilgisi ancak 100 yıl sonra Masaccio tarafından yeniden keşfedilecek ve 15. yüzyıl sanatçılarınca bilimsel ve matematiksel temellere oturtularak olgunlaştırılacaktı.

Ressam ve sanat yazarı Giorgio Vasari, yeni gerçekçiliğiyle kendinden sonra gelen bütün resim kuşaklarını etkileyen Giotto'yu "resim sanatının atası" olarak nitelendirir. Ayrıca Vasari, 1550'de en önemli İtalyan sanatçıların biyografilerini kaleme alarak ilk sanat tarihi kitabını da yazmış oldu. En Ünlü İtalyan Mimar, Ressam ve Heykeltıraşların Yaşam Öyküleri'nde Yeniçağ ressamları bölümünün Giotto'yla açılması doğrudur. Giotto yenilikçi anlayışıyla resme yalnızca üç boyutluluğu katmakla kalmamış, eserlerine imzasını atan ilk sanatçı sıfatıyla da resim tarihine geçmiştir. Bireysel yaratıcılığına yaptığı bu vurguyla başlattığı gelişme sürecinde ressamlar, geleneksel zanaatkar statüsünden kurtularak kendi özelliklerinin farkına varmaya başladılar.

Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-LisansDevam 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Eserin tüm hakları yazara aittir. Kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. Anlayışınız için teşekkürler.

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

İlginiz için teşekkürler...