Echo ve Narcissus

Cuma, Temmuz 15, 2016


Ressam: John William Waterhouse

Eserin Bitiş Tarihi: 1903

Eserin Bulunduğu Yer: Walker Sanat Galerisi

Eserin Gerçek Boyutu: 107.5 x 236 cm

Tür: Edebi Resim

Stil: Romantizm

Teknik: Yağlıboya

Materyal: Tuval

Teiresias, o ünü her yana yayılmış kahin Aonia şehirlerinden geçerken
Soranlara birçok şeyler söyledi kusursuz ve doğru.
İlk defa gövel gözlü Leiriope denedi
Sözlerinin gerçek ve onun güvenilmeye değer olduğunu.
Günün birinde Kephisos sularını döndüre döndüre onu kucakladı,
Dalgadan kollarıyla sardı, dileğine erişti. Gebe kaldı o güzel
Leiriope ve dünyaya geldiği anda nymphaların bile
Gönül vereceği bir çocuk doğurdu, adını Narcissus koydu.
Danışanlara, onun yetişkin bir yaşın uzun senelerine
Erişip erişemeyeceğini soranlara geleceği söyleyen o falcı
"Kendi kendiyle tanışmazsa..." buyurdu. Boş sanıldı toyunun uzun zaman sözleri,
Sonunda olaylar sevdasının, garipliği ve ölüşü
Gösterdi doğru olduğunu dediklerinin.
Çocuk olduğu kadar, Kephisos'un oğluna,
Bir genç diye de bakılabilirdi on beşine bir yıl daha katan ona.
Arzusunu kamçıladı nice kızların, nice delikanlıların;
Çıkmadı ama içlerinden ona ulaşabilen ne bir oğlan ne bir kız.
(Onun ince vücudunda yatan işte böyle bir gururdu.)
Sürerken gördü onu ağlara ürkek geyikleri,
Kendisine söz söylendi mi susmasını, hem de kendiliğinden söze başlamasını
Bilmeyen, fakat sesleri aksettiren Echo.
Ses değildi Echo o zamanlar, vücuttu; fakat konuşamazdı
Başka türlü o geveze ve ağzı yine öyle:
Söylenilenlerden geri yollardı sade
Sözün bitiminde gelenleri kendi diliyle.
Bunu yapan Juno'ydu, o tam yakalayacağı sırada
Ekseriya dağlarda Jupiter'in altında yatan nymphaları,
Kaçıncaya kadar onlar, oyalardı Echo sonu gelmez sözlerle tanrıçayı;
Saturnus'un kızı bunu anlayınca dedi: "Daha az yarasın işe,
Azalsın eski kudreti beni aldatan bu dilin."
Dediğini de yaptı; o günden beri Echo
İşittiklerini söyler, ve sözleri tekrar eder.
Echo görünce Narcissus'u bir ıssız kırda dolaşırken
Arzu sardı gönlünü, düştü gizlenerek izlerinin ardına;
Bir çıranın ucuna sürülmüş yanıcı kükürt
Beni getirilen alevi nasıl kaparsa
Echo da yaklaştıkça ona daha yakından yanıyordu aşkla.
Kaç kere okşayıcı sözlerle ona sokulmak,
Kaç kere yumuşak dileklerini ona sunmak istedi;
Yaradılışı vermedi izin söze başlamaya,
Bekleyebilirdi ancak sözleri ki onlara cevaplar yollayacak.
Yoldaşlarının sadık sürüsünden ayrılmış genç çocuk
Bağırdı tesadüfen: "Orada kim var?", "Var." diye cevap verdi yankı.
Donakaldı, gözlerini gezdirdi Narcissus etrafa,
Yüksek sesle dedi: "Gel buraya"; Echo da söylenileni söyledi.
Baktı Narcissus ne gelen var ne giden "Niçin," dedi "kaçıyorsun benden?"
Echo da denilenleri yolladı geri ve bu böyle sürdü gitti.
Aldanarak art arda söylenilen sözlerin görünüşüne dedi:
"Burada buluşalım."; cevap veremezdi hiçbir çağrışa
Bundan fazla istekle Echo, bağırdı: "Buluşalım."
Kollarını boynuna dolamak arzusuyla, kendi sözleriyle
Kendinden geçmiş, çıkıyordu koşa koşa girdiği ormandan.
Narcissus bir yandan kaçıyor, bir yandan "Elini çek boynumdan."
"Ölmek yeğdir," diye bağırıyordu "olacaksa senin her şeyim."
Echo başka bir şey söylemedi: "Senin her şeyim."
Kaçtı, ormanlarda saklandı, örttü kızaran yüzünü
Yapraklarla; o günden beri yaşar ıssız mağaralarda.
Kök saldı her şeye rağmen sevgisi yüreğinde, reddedilmesinin üzüntüsüyle
Büyüdükçe büyüdü, zavallı vücudunu dinmeyen kaygılar inceltti,
Kuruttu derisini zayıflık, uçtu gitti göklere
Eğer ondan ayrılabilirsen seninle gidecektir.
Çekemiyordu onu ne ekmek ne uyku kaygısı oradan.
Bakıyordu aldatan hayale doymaz bir bakışla, uzanmış sık çayırlığa
Gözleriyle kendini yiyordu. Ayrıldı oradan bir ara,
Diz çökerek uzattı kollarını ormanlara:
"Var mıdır?" dedi "Ey ormanlar, daha yaman aşka tutulmuş bir başka seven?
Bilirsiniz, çünkü siz saklanacak uygun bir köşeydiniz aşıklara.
Var mıdır? Geçti madem bir sürü asırları hayatınızın,
Ebediyet boyunca böyle eriyip giden biri geliyor mu aklınıza?
Seviyorum, sevdiğimi de görüyorum; fakat erişemiyorum gördüğüme, sevdiğime.
Sevenin kapıldığı hayal ne kadar aldatıcı? Bizi ayıran,
Ne koca deniz, ne bir yol, ne kapıları kilitli surlar;
Bu kadar acı çekmem için aramızda sade bir avuç su var.
O da kucaklanmak istiyor, ne vakit dudaklarımı öpmek için uzatsam
O da ağzını bana yaklaştırmaya çalışıyor.
İnsana tutulur gibi gelir, o kadar küçük ki engel olan aşkımıza.
Kim olursan ol, buraya gel sadece. Eşsiz çocuk bana niçin oyun ediyorsun?
Ben seni aradım mı nereye gidiyorsun?Kaçtığın yüzüm değil, ne de yaşım.
Çünkü benden nymphalar bile hoşlanırlar. Bilmediğim bir ümidi vaat ediyorsun
Dost yüzünle. Uzatınca kollarımı sen de bana uzatıyor; gülünce ben, gülüyorsun.
Gözyaşlarını görüyorum ağladıkça; kırpınca ben, gözlerini kırpıyorsun.
Anlıyorum güzel ağzının oynamasından, kulaklarıma erişmeyen sözler söylüyorsun.
Anlıyorum, o benim, aldatmıyor beni artık hayalim.
Tutuşturan da ben, yanan da. Kendime olan sevgimle yanıyorum.
Ne yapayım? İsteneyim mi? İsteyeyim mi? İsteyecek ne kaldı artık?
Beni yoksul ediyor varlığım; arzuladığım benimle.
Ayrılabilsem vücudumdan; garip bir dilek seven için ama,
Sevdiğim uzak olsa keşke. Kemirsin artık gücümü acı,
Ve geldi son günleri ömrümün, göçüyorum hayatımın baharında.
Ölüm gelmeyecek bana ağır dinecekse acılarım."
Vücudunun özü kuvveti. Bir ses, bir avuç kemikti ondan arta kalan;
Söylerler sonradan kemiklerinin taşlaştığını, ses kaldığını.
O günden beri ormanlarda gizlenir, görünmez artık dağlarda;
Onu herkes işitir, yaşayan sade bir ses var onda.
Başından savdı nymphaları, dalgalardan ve dağlardan doğanları da;
Başından savdı delikanlıları da. Yalvarır günün birinde
Hor gördüklerinden biri kaldırarak ellerini göğe
"Bırak sevsin bizim gibi, bizim gibi sevdiğine erişemesin."
Bu haklı dileği yerine getirdi Ramnus'lu.
Berrak bir pınar vardı, dalgalarında gümüşler oynaşır,
Ona ulaşan ne bir çoban, ne otlayan keçi, ne bir sürü,
Ne vahşi bir hayvan, ne ağaçtan düşen bir dal;
Tek bir kuş bile yoktu onun sükûnetini bozan.
Çevresinde en yakın suyla beslenir bir çayır,
Ve oranın güneş ışığıyla ısınmasına engel olan orman.
Pınar ve yerin güzelliği çeker onu kendine,
Uzanır Narcissus av yorgunluğu ve sıcağın verdiği ağırlıkla yere.
Gidermek istersen susuzluğunu, artıyordu bir yandan susuzluğu;
İçtikçe suya vuran güzelliğine hayran,
Seviyordu tensiz bir hayali, vücut sanıyordu sulardakini.
Donakaldı Paros mermerinden bir heykele benzeyen o aynı yüzle
Kımıldamaksızın, bakıyordu kendi kendine şaşkın şaşkın.
Bakıyordu önünde duran ve bir çift yıldızı andıran gözlerine,
Bacchus'a, Apollon'a yaraşır saçlarına,
Tüysüz yanaklarına, fildişinden boynuna,
Parlak, kardan bir beyazla karışan rengine, alımına ağzının,
Bakıyordu hayran hayran topuna, kendine bu görülmezlik güzelliği sunanların.
Bilmeden kendini arzuluyor, severken onu kendini seviyor,
İsterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi tutuşturan da kendiydi.
Kaç kere faydasız öpücükler sundu aldatan pınara.
Suların ortasında gördüğü boynuna kollarını dolamak arzusuyla
Ellerini kaç kere daldırdı, boşa kavuştu kolları sularda.
Neyi gördüğünü bilmiyor, fakat yanıyordu onunla,
Gözlerini aldatan hayal onu coşturuyordu.
Ey saf çocuk, neden bir kaçan hayal peşindesin?
Yok hiçbir yerde dilediğin; sen hele bir dön bak nasıl kaybolacak.
Gördüğün o, gölgesi suya vuran şeklin aksidir.
Onun olan hiçbir şeyi yok; seninle geldi, seninle kaldı,
"Sevdiğim daha ömürlü olsun dilerim.
Ve şimdi can verelim ikimiz bir solukta."
Dedi, kendinden geçmiş, aynı yere seyre döndü.
Dalgalandı sular yaşlarla, geri gelen hayal
Karardı gölün oynamasıyla. Görünce gittiğini uzaklara
Bağırdı: "Nereye gidiyorsun? Bırakma beni." Taş yürekli, seveni
Yalnız koyma. "Madem bırakmıyorsun dokunmama, hiç olmazsa
Doya doya bakayım, yiyecek bulayım sürüp giderken sonu acı çılgınlığım
Dertlenerekten gömleğini baştan aşağı yırttı,
Çıplak göğsüne vurdu mermer yumruklarıyla.
Dövdüğü göğsü bezendi gül kırmızıyla,
Nasıl erguvan rengi alır renk taneleri olmamış bir salkımın,
Ve bir yanı beyazken bir yanı kızaran elmaların.
Görünce suya dönen onları dalgalarda,
Daha fazla duramadı; zayıf bir ateşle nasıl erirse sarı balmumu,
Ve ısınır da sabah yağan kırağı güneş ışığıyla nasıl yok olursa.
Aşkla incelen o da gizli bir ateşle için için eridi ve yok oldu gitti.
Kalmadı artık ne kırmızıya çalan beyaz teni, ne diriliği, ne kuvveti.
Ne göz alan onlar, ne de Echo'nun vaktiyle sevdiği vücut.
Her ne kadar küskün ve geçenleri hatırlıyorsa da acıdı gene ona;
"Zavallı çocuk, ah!" diye bağırdıkça her defasında
Çınlayan sesiyle tekrar ediyordu "Ah!".
Elleriyle o kollarını yumruklarken çıkan sesleri geri yolluyordu Echo.
Şunlar oldu son sözleri gözlerini ayırmadan sulara bakan Narcissus'un:
"Ey boş yere sevdiğim çocuk"; yer tekrar iletti dediklerini.
"Elveda." deyince o, bağırdı Echo: "Elveda."
Yorgun başını dayadı sık çayırlığa,
Ölüm kapadı efendilerinin güzelliğine hayran gözlerini.
Hâlâ bakıyordu kendine, yeraltına göçtükten sonra bile;
Bakıyordu Styks sularına. Dövündüler bacıları Naias'lar
Kesik saçlarını yanı başına koydular; dövündüler Dryas'lar
Echo da katıldı onlara, tam sedyeyi, odun yığının, titreyen meşaleleri
Hazırladılar, vücut yoktu hiçbir yerde, yerinde sarı göbeğini
Beyaz yaprakların kucakladığı bir çiçek buldular.

Publius Ovidius Naso
(Çeviri: Can Yücel, Tercüme Dergisi, Sayı 75, 19 Mayıs 1944)

       Teiresias, kahin olmadan önce yedi yıl boyunca bir kadın olarak yaşamış ve kadınlar hakkında iki önemli keşifte bulunmuştu. Biri, kadınların sevişmekten erkeklerden daha çok haz aldığıydı. Bunu Hera ve Zeus ile paylaşınca Hera o kadar kızdı ki onu bir anda kör etti, bu da Teiresias'ın ikinci keşfine yol açtı: Her kadın bu gerçeği duymaktan hoşlanmıyordu. Zeus durumu telafi etmek için Teiresias'a geleceği bilme gücünü hediye etti. Böylece Teiresias, Narcissus'un annesi Liriope ona gelip oğlunun ömrünün ne kadar uzun olacağını sorduğunda "Kendini bilmediği sürece oğlunun uzun bir ömrü olacak." diyebilecekti. Nitekim öyle de oldu.

       Echo da, sesi çok güzel olan doğaya düşkün bir su perisiydi. Fakat biraz fazla konuşuyordu. Hera (Juno) da bir gün onu ancak başkalarının söylediklerini tekrarlama lanetiyle cezalandırdı.

       Günlerden bir gün, Echo, ormanda avlanan Narcissus'u gördü ve uzaktan uzağa gizlice izlemeye başladı. Özlemle takip etti, kovaladı ve zamanla aşık olmaya başladı. Narcissus, izlendiğini sezdiğinde heyecanlandı ve "Gel!" diye bağırdı. Echo da ancak söylenenleri tekrarlayabildiği için "Gel!" diyebildi ve saklanmaya devam etti. Bu gizemli kadını göremeyen ancak sesini duyan Narcissus, onu daha çok istemeye başladı. Birdenbire Narcissus'un gözünde bu tanımadığı sesin içinde olabilecek bütün aşkların ihtimali canlanıverdi. Bu kadın kendisi için her açıdan mükemmeldi, yani arzusunun kaynağıydı.

       Derken Echo saklandığı ağaçların ardından kendini gösterdi ve Narcissus onu gördü. Bu güzeller güzeli periyi gören Narcissus'un midesi bulandı ve "Sen bana sahip olacağına, ölüm bana sahip olsun, daha iyi!" diyerek ondan kaçmaya başladı. Echo'yu istemiyordu. Fakat Echo'nun neyi vardı ki bu kadar tiksinilecek? Güzel miydi? Elbette... Sorun şuydu: Narcissus, onu deneyimlediği an, Echo herhangi başka bir şey olamazdı artık.

       Bu şekilde reddedilmek Echo'yu çok üzmüştü ve günden güne eriyordu, bedeninden arta kalan parçalar ormanda birer kayaya dönüşüyordu. Zamanla kendisinden geriye sesten başka bir şey kalmayacaktı.

       Narcissus tarafından reddedilen aşıklardan biri Echo'nun bu halini görünce çok kızıp intikam tanrıçası Nemesis'ten misilleme dilendi. "Eğer Narcissus bir gün aşık olursa, aşkına karşılık bulamasın!" Nemesis, kendisine edilen bu duayı duydu ve Narcissus'a güzel bir ders vermeye karar verdi. Onu, kendisine aşık edecekti.

       Narcissus yine ormanda bir gün avlandıktan sonra dinlenmek için bir pınar kenarına geldi. Yorgundu ve buradan su içmek için pınara eğildi. Eğildiğinde birden su üzerinde ilk kez kendi silüetini gördü ve bu silüete aşık oldu. Ona sarılmak istiyordu, sarılamıyordu. Öpmek istiyordu, öpemiyordu. Yıllarca gördüğü şeyin, umutsuzca sudan çıkıp kendisini sevmesini beklemeye başladı. Kurduğun hayallerin gerçekleşeceğini düşünüyordu.

       Bazıları Narcissus'un dalıp gittiği pınarın efsunlu olduğunu, ona büyü yaptığını ve başka hiçbir yere bakamadığını söylüyor. Belki de içten içe öyle olduğunu umuyorlar. İşin aslı büyüye falan gerek yoktu. Nemesis'in sadece Narcissus'un yolunu sıradan bir su kenarına düşürmesi gerekiyordu, Narcissus kendi kendini cezalandıracaktı zaten.

       Yine Ovidius'un başka birini anlatırken dediği gibi:

       "Ama onun aşkı ihmalle kabarır; acılarla tetikte zavallı bedeni harcanır; zayıflıktan derisi kırışır sonunda, güzel hatları esintilenen rüzgârda çözünür gibi erir gider -bir şey kalmaz geriye, şunlar dışında-"

       Kendi silüetine hayranlık besleyen Narcissus, zamanla yemeden içmeden kesildi ve gücünü kaybetmeye başladı. Ona küsen Echo bile bir yandan haline acıyordu. Fakat iş işten çoktan geçmişti, Narcissus bir süre sonra dayanamayıp aşkına karşılık bulamadığı için kederinden öldü. Kendisine olan aşkı onun sonunu getirmişti.

       Ona acıyan su perileri ve Echo bedenini yakmak için odun toplamaya gittiler ve geri döndüklerinde bedenin yerinde beyaz yaprakların çevrelediği sarı göbekli bir çiçek bulurlar. Bu çiçek nergisti.


Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-LisansDevam 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Eserin tüm hakları yazara aittir. Kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. Anlayışınız için teşekkürler.

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

İlginiz için teşekkürler...