Édouard Manet Kimdir?

Pazar, Haziran 26, 2016

David Wilkie Wynfield, Édouard Manet, 1868

"Degas'ın atölyesinde Fransız okuluna bağlı bir sanatçının büyük boyda tablosu asılıdır. Tanrılar tanrısı Jupiter'in şimşekleri hışımla etrafına saçtığını gösteren bu dev resmin hemen yanıbaşında da Manet'nin küçücük bir karalaması vardır. Yamru yumru, çürük bir armuttur bu.

Günlerden bir gün ziyaretine gelen bir dostu, Degas'ya, hangi akla hizmetle Tanrı Jupiter'in yanına bu perişan armudu astığını sorar. Ressam gülerek şu cevabı verir:
- İyi yapıldığı takdirde küçücük bir armudun, koskoca bir tanrıyı nasıl öldürebileceğini ispat için astım, dostum...

Salonların, konuları tarihin derinliklerinden veya mitolojiden alınmış dev boyda resimlerle süslediği bu çağda, bir armuda kem gözle bakılması, değer biçilmemesi, hatta hakir görülmesi kadar tabii ne olabilirdi? Öyle ya, o devrin sanat anlayışı, var gücüyle eserin muhtevasına yönelmişti. Konu ne kadar karmaşık olursa o kadar beğeniliyordu. Bu bakımdan, tahtında oturmuş, etrafa öfke şimşekleri savuran bir tanrı, elbette ki kendi halinde bir armuttan daha çok beğenilecekti. Ne var ki, çok geçmeden olgunluğun zirvesine erişmiş, hatta çürümeye yüz tutmuş, 19. yy toplumu ister istemez sanatta yeni ufuklar aramak ihtiyacını duyacaktı. Ama Jupiter'in bir armut tarafından alt edilmesi yine de yıllar yılı süren bir savaştan sonra olacak, hatta bu savaşın kahramanlarının çoğu zaferlerini bizzat göremeden bu dünyadan göçüp gideceklerdi. İşte, modern resim sanatına yön veren bu insanlardan biri de Manet'di."


1832 : 29 Ocak'ta Paris'te dünyaya geldi. (Doğum tarihi bazı kaynaklarda 23 Ocak olarak da geçebilir) Annesi, İsveç Veliaht Prensi Charles Bernadotte'in vaftiz kızı ve kibar bir kadın olan Eugenie-Desiree Fournier; babası ise Adalet Bakanlığı'nda görevli bir yargıç olan Auguste Manet'dir. Manet'nin ailesi, 19. yy orta halli Fransız ailesinin en güzel örneği. Hayat görüşleri sağlam, belirli prensiplere inanmış kimseler ama yaratıcı fikir yönünden dağarcıkları oldukça fakir. Kendi kabuklarına çekilmiş, alışık oldukları çevreden başkasını tanımayan, keşiş ruhlu insanlar.

1844 : Çocukluk dönemini yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bir ortamda geçiren Manet, on iki yaşındayken Rollin Koleji'ne verilir. Fakat burada hiçbir derse önem vermez. Hocaları Fransız şiirlerinden mısralar okurken o matematik defterinin içine gizlice resimler karalıyordu. Durum böyle olunca burada verilen derslere ilgisi olmadığı için aldığı notlar oldukça düşüktü. Bu duruma üzülen babasının tek hayali ise, haylaz oğlunun hukuk okuyarak kendisi gibi yüksek mertebeye ulaşmış ağır başlı bir memur olmasıydı. Akşamları bütün aile bir araya gelip hiçbir işe yaramadığını düşündükleri oğullarının geleceği hakkında ne yapılması gerektiğini konuşurken içlerinden yalnızca birisi onun tarafını tuttu. Bu kişi ise topçu albayı olan amcasıydı. O da tıpkı küçük yeğeni gibi boş zamanlarında resim ile uğraştığı için ondaki cevheri sezebiliyordu. Evde bu konuyla ilgili sık sık çekişmeler yaşanırdı. Neticede her iki tarafın da dilediği olmadı, küçük Manet'nin deniz subayı olmasına karar verildi. Bu süreçte amcası Manet'yi cesaretlendirmek için onu ve arkadaşı Antonin Proust'u alarak müzelere götürmeye başladı.

1848 : Manet, Deniz Okulu'na giriş sınavlarında başarılı olamadı. Ve yeniden sınavlara katılabilmek için bir gemide staj yapmak zorundaydı. "Havre et Goudeloupe" isimli bir gemide miçoluk yapmaya başladı. Bu gemi ile Rio de Janeiro'ya gidip geldi. Geri döndüğünde tekrar sınavlara katıldı ve yine başarısız oldu. Artık durum kendiliğinden anlaşılıyordu. Édouard Manet, ressam olacaktı.

1850 : Yılın ilk günlerinde ailesinin aldığı bir kararla, Thomas Couture'ün atölyesine gitmeye başladı. Fakat ustasıyla yıldızları nedense ilk günden beri barışamadı. Çok kısa bir zamanda birbirlerinden nefret etmeye başladılar. İkisinin de bunun için haklı nedenleri vardı. Couture her ne kadar yetenekliyse de resimleri tıpkı bir matbaa makinesinden çıkmış gibiydi, basmakalıptı. Çünkü tek emeli bol bol sipariş almaktı. Üstelik kibirli ve kuruntuluydu. Yeni çırağındaki yatkınlığı (uyumu) sezdiği için, kendi sanatının püf noktalarını kapmasından da kuşkulanıyordu. Oysa Manet'nin böyle bir amacı yoktu. Onun orada bulunma amacı yalnızca yalnızca parasız modellerden faydalanmak, mesleğin işçilik tarafını öğrenmekti. Boş zamanlarında ve tatil günlerinde, eve dönmek yerine ünlü bir okul olan Académie Suisse'in akşam derslerine katılmaya başladı. Fakat onun için en iyi okul Louvre Müzesi'ydi. Boya takımlarını alarak haftanın belirli günlerinde buraya gelip Velazquez, Goya, Titian, Tintoretto, Vernonese ve Giorgione gibi eski ustaları kopya ederdi.

1856 : Thomas Couture, çırağının çalışmalarını incelediğinde onun tekniğinde bir şey gözüne çarptı. Hep açık renklerle, basit çizgilerle çalışıyor, lüzumsuz gördüğü her şeyi atıyordu. Bir konuyu ele aldığında belirli bir yerde kesiyor, sehpasına başka bir bez gerdikten sonra işe bıraktığı yerden başlıyordu. Atölyede bulunan diğer öğrenciler kendi işlerini bırakarak o çalışırken etrafında toplanıyor, bu genç adamın çalışmalarını hayranlıkla izliyorlardı. Nihayet bir gün Couture'ün sabrı taştı:
- "Édourd..." diye gürledi. "Bu gidişle Daumier kadar bile olamazsın!" (Ünlü ressam Honoré Daumier, o yıllarda birçokları tarafından henüz anlaşılamamış bir insandı, bu bakımdan sanatı alay konusu oluyordu)
O günden sonra Manet'yi onun atölyesinde bir daha gören olmadı.
Yine aynı yıl yakın arkadaşı Charles Baudelaire ile tanıştı. Av resimleriyle tanınmış olan Albert de Balleroy ile birlikte Lavoisier'de bir atölye kiraladı. Çok kısa bir sürede burası akademik sanata karşı cephe almış genç kuşak sanatçıların uğrak yeri oldu.

1858 : Manet, bir süre sonra yeni konular peşinde koşmak, bunları mümkün olduğunca çevresindeki insanlar arasından seçmek istiyordu. Yağmurlu bir gece bir köşebaşı meyhanesinde Collardet adında düşkün, serseri, perişan bir adamla tanıştı. Gece gündüz sarhoş olmasına rağmen kendisine göre bir dünya görüşü ve gizli bir asalete sahip olan bu adam, onu ilk gördüğü anda büyüledi. Birkaç gün boyunca bu adamı atölyesine çağırdı. Bu arada her gün Absent almayı da ihmal etmedi. Collardet, içkilerin en sertini içerken, Manet de portresini yaptı. "Absent İçen Adam" isimli tablosu böylece doğmuş oldu. Burada değinmeden geçmek istemediğim bazı detaylar var. Öncelikle bu tablodaki bazı unsurlar sanat dünyasına yenilikler getiriyordu. Peki neydi bunlar? Fırça ile kalın kalın sürülmüş boyalar, figürü çevreleyen kahverengi konturlar gibi... Manet, resmini sergilemeden önce eski ustası Couture'e göstermek istedi, tabloya şöyle bir göz atan Couture:
- "Édouard..." dedi. "Absent'i fazla kaçırdın galiba? Çünkü insanın böyle berbat bir resmi ayık kafa ile yapmasına imkan yoktur."
Ve böylece ikisi de ölünceye kadar bir daha görüşmemek üzere ayrıldılar.
Hayal kırıklığı ile dolu yıllar işte şimdi başlıyordu.

Edgar Degas'nın Manet portresi, 1866-1868

1862 : Manet, hakkında söylenenlere karşı kulağını tıkamış, bütün gücü ile sanatını ilerlediği yolda geliştirmeye çalışıyordu. Resimlerine işlediği ağaçlar, çiçekler, insanlar artık renk ile çizgiyi göstermek için birer araç değil; yaşayan, nefes alan tabiatın ta kendisiydi. O güne kadar hiçbir ressam gözünün önünden bir an için akıp giden bir tabiat olayını, her türlü yapmacık şairlikten sıyrılarak böylesine mükemmel verememiştir. Bunun en güzel örneği "Tuileries'de Müzik". Tabiatı bir renk sihri olarak yansıtmak isteyen Manet, bunu İspanyol hayatından alınmış konularla yapmaya karar verdi. Genç sanatçı bu dönemde hem sanata yeni bir yön vermeye çabalıyordu hem de geleneklere takılı kalıyordu. Velazquez ve Goya'nın izlerini üzerinden uzun süre silemedi. En sevdiği konular İspanyol dansözler ve müzisyenlerdi. (Bkz: "İspanyol Şarkıcı, Gitar Çalgıcısı") İberik yarımadasının büyüleyici havasını Paris'in soğuk ve gri gökyüzü altında bulamayacağını anlayınca İspanya'ya gitti. Bu sıcakkanlı, pırıl pırıl renkli havayı doyasıya ciğerlerine doldurdu. Ama aslında Manet'yi Paris'ten uzaklaştıran şey özlemini çektiği İspanya'ya bir an önce kavuşmaktan ziyade, Paris'te uğradığı büyük hayal kırıklığı oldu.

1863 : Manet, Almanya doğumlu Suzanne Leenhoff ile evlendi. Her ikisi de aynı yaşlardaydılar ve yaklaşık on yıldır beraberdiler. Suzanne'in 1852 yılında Leon ismini verdiği evlilik dışı bir çocuğu olmuştu. Evlendiklerinde Leon 11 yaşındaydı. Bu çocuğun babasının Manet olduğu kabul edilir.
Genç ressam eserlerinin Salon'a kabul edilmesine çok büyük bir önem veriyordu. Bir sanatçının başarılı olmasının Salon tarafından farkedilmekle ilgili olduğuna inanıyordu. Fakat 1863 yılının Salon jürisi, bugün resim sanatının en büyük şaheserlerinden sayılan "Kırda Piknik" ve birçok ressamın tablolarını reddetti. Bunun üzerine III. Napolyon'un emriyle Salon tarafından geri çevilen bu tablolar için bir Reddedilenler Sergisi açıldı. İmparator sergiyi gezerken bilhassa "Kırda Piknik" adlı eserin önünde durdu ve resmi kabul etmiş olmasına rağmen şiddetle eleştirmeye başladı. Resimde iki giyinik adamın arasında oturan çıplak kadın her türlü ahlak kuralına aykırı kabul ediliyordu. Monet, aynı yıl "Olympia"'yı resmetti ve bu resim de skandal olarak nitelendirildi.

1866 : Üç yıl sonra resmettiği "Flüt Çalan Çocuk" isimli tablosu da diğerleriyle aynı kaderi paylaştı. Tabloyu görenler bunun affedilmez bir cüret olduğunu ileri sürdüler. Öyle ya, ayağı yere değmeyen, kırmızı bir pantolon giymiş, iki karış boyunca bir yumurcak karşılarında alay eder gibi utanmadan flüt çalıyordu. Hele akademi hocaları adi bir afişe benzettikleri bu resme tükürmeye kalktılar. Aslında Manet de bu denemesi ile bütün sanat geleneklerini ayağının altında çiğniyordu. Bugün Louvre'a giren her ziyaretçi bu pırıl pırıl resim karşısında hayranlığını gizleyemez.

1867 : Emile Zola, sanatçıyı L'Evènement'de yazdığı bir makaleyle savundu. Ama bu yazının kendisi de ayrı bir tartışmaya yol açtı.

1868 : Manet'nin yapmış olduğu "Imparator Maximilian'ın İnfazı" Goya'ya ait olan "3 Mayıs 1808" resmine yaklaşır. Ne var ki, ustaca etkileşimine karşın infazcıların kostümleri fazlaca Fransız göründüğünden tablonun Paris'te sergilenmesi yasaklandı.

1870 : Manet, Paris'teki savaştan ailesini korumak için onları güneye yollar ve kendisi de önce topçu ardından da üsteğmen olarak orduda görev alır.

1872 : Sanat simsarı Paul Durand-Ruel, Manet'nin tablolarını satın almaya başlar.

1874 : Bu yıl, Manet'nin sanat görüşüne yepyeni bir istikamet getirdi. Monet, Pissarro, Cezanne, Sisley, Renoir gibi empresyonist ressamlar ile birlikte renklerinin açıldığı, berraklaştığı ve ışığa kavuştuğu görülür. Koyu, kasvetli atölye renklerini paletinden kesin olarak atmıştır. Bu değişimi ilham eden yerlerden biri de Argenteuil kasabası. Güneşli günlerde Monet ve Renoir birlikte bu kasabaya giderek Seine Nehri'nin kıyılarında veya kayıklarında empresyonist anlamın en güzel örneklerini verdiler. Bu zamana kadar dostları ile birlikte resim yapmak istemeyen Manet burada gerçek kişiliğini buldu. Hava, su, güneş, bütün çevre empresyonist çalışma için çok uygundu. Aşağıda sizlerle paylaştığım resim Monet ile karısını bir kayığın içinde gösteriyor. Ressamlar bazen bu tür kayıklarda resim yaparlardı.

Édouard Manet, Claude Monet Yüzer Atölyesinde, 1874

1878 : Artık ilerlediği yoldan şaşmamaya başladı. Konu ne olursa olsun resimlerini sade, ölçülü bir ışık demeti halinde işledi. Yalnız bir usta olarak kalmıyor, konularına gerektiğinde beşeri unsurları da katıyordu. "Yarı Çıplak Sarışın Kadın" bunun bir örneğidir aslında. Güzel modelinin dolgun vücut hatlarını kesin ve düz çizgilerle önümüze serer. Formları büsbütün belirtmek için konturların yanısıra serbest fırça darbeleri oturtmuştur. Böylece yüz hatları, boyun, omuz ve göğüsler şekillenmekle kalmıyor, ustalıklı gölge ve ışık oyunları ile et bütün güzelliği ile değer kazanıyor. Bu yılda Edgar Allan Poe'nun Kuzgun'unun Fransızca versiyonu için çizimler yaptı. Eserin Fransızca çevirisini ise Mallarmé yapmıştı. Detaylı bilgi için daha önce yayınladığım "Édouard Manet Çizimleriyle; Kuzgun" isimli yazıya bakabilirsiniz.

1879 : Manet, bu yıldan itibaren 1882'ye kadar her yıl Salon sergilerine katılım gösterir.

1880 : Georges Charpentier'ın Paris'teki Modern Hayat adlı yeni galerisinde kişisel bir sergi açar. Bu tarihten itibaren sanatçıyı ölümüne sebep olacak hastalığın ilk belirtileri yoklamaya başladı. Önce kısa süreli romatizma ağrıları geldi, sonra bu ağrılar sıklaştı ve sonunda eli ayağı tutmaz oldu. Aynı yılın yaz aylarında şehirden uzak bir kasabaya yerleşti fakat onun için hastalığı ne kadar ilerlemiş olursa olsun resimden uzak kalmak mümkün değildi. Manzara ve natürmont denemeleri ile uğraştı.

1881 : Sağlık durumu büsbütün kötüye doğru gittiği halde Manet durmadı. Bu dönemde çocukluk arkadaşı Antonin Proust'un ve aslan avcısı kılığında Mösyö Perthuist'in portrelerini yaptı. Son büyük başyapıtını da bu dönemde verdi: "Folies-Bergère'de Bir Bar". Bu barın renkli havası çağdaşları gibi onun da gözünden kaçmamıştı. Yaz aylarında dinlenmek için Reuil kasabasındaki yazlık evine gidiyordu. Buranın büyüleyici manzarasını birçok kez resmetmek istediyse de ne yazık ki fırçayı eline alabilecek gücü yoktu. Bunun yerine pastel boyalarla çalışmayı denedi.

1882 : Sonbaharda Paris'e dönen Manet, son bir gayretle 1883 sergisi için büyük boyda bir tablo hazırlamaya niyetlendi fakat işinin orta yerinde rahatsızlanarak yere yığıldı. Ağrıları dayanılmaz bir hal almıştı. Üstelik sol ayağı bir kaza sonucu kangren oldu ve yaşayabilmesi için ayağı kesildi. Aynı yıl onur nişanına (Légion d'Honneur) layık görüldü.

1883 : 30 Nisan'da bir akşam üzeri saat yedi sularında vefat etti. Çoğu çağdaşları tarafından yeteri kadar anlaşılamayan Manet, geride bugün için her biri birer şaheser olan 420 yağlıboya tablo, 85 pastel boya çalışması, 114 suluboya çalışması ve sayısız desen bıraktı. Bütün çalışmalarında resim sanatına yepyeni bir dil kazandırma amacına ulaştığını görüyoruz. Çevresindekiler geleneklere körü körüne bağlıyken o sanatının iç ve dış yorumu ile taptaze bir dünya yarattı. Sonuna kadar onu pençesine alan hastalığa direndi ve resim dünyasının akışını değiştiren öncülerden biri olarak sanat tarihine girdi.

Claude Monet, sanatçının ölümünden birkaç gün sonra dönemin Milli Eğitim ve Güzel Sanatlar Bakanı Armand Falteres'e gönderdiği mektupta şöyle yazmıştı:

"Ben ve aşağıda imzaları bulunan arkadaşlarım, Édouard Manet'nin "Olympia" isimli tablosunu devlete hediye etmek istiyoruz. Bu bizim için sonsuz bir şeref olacaktır. Bu suretle aramızdan vakitsiz ayrılmasıyla sanat dünyasında yeri kolayca doldurulamayacak bir boşluk bırakan büyük bir insanın aziz hatırasını anmak isteyen sayısız yazar, sanatçı ve sanat dostunun isteklerine tercüman oluyoruz. Müzelere kabul edilecek eserleri yapanların en azından on yıl önce ölmüş olmalarına dair kanunun da bu şahasere ait olmak üzere değiştirilmesini rica ederiz. Hayatı boyunca sanatı anlaşılamamış olan Édouard Manet'nin gerçek şahsiyetinin sayenizde dünyaya duyurulacağına güveniyoruz."


Édouard Manet'nin mezarı, Cimetière de Passy, Fransa

Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-LisansDevam 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Eserin tüm hakları yazara aittir. Kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. Anlayışınız için teşekkürler.

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

İlginiz için teşekkürler...