Etkinlik: Andy Warhol, Herkes Için Pop Sanat

Pazar, Mayıs 15, 2016


"Pop Sanat:
Popülerdir (kitleler için tasarlanmıştır)
Geçicidir (kısa vadeli bir çözümdür)
Harcanabilirdir (hemen unutulur)
Ucuzdur
Seri üretilmiştir
Gençtir (hedef kitlesi gençliktir)
Esprilidir
Seksidir
Numaracıdır
Gösterişlidir
Ticaretin büyüğüdür."

Richard Hamilton, Smithson'lara Mektup'tan, 1957

Merhabalar,

Geçtiğimiz günlerde Antalya Kültür Sanat'ta, Amerikan pop kültürünün ikonik isimlerinden dünyaca ünlü sanatçı Andy Warhol'un Slovakya'nın ve Avrupa'nın en önemli özel koleksiyonlarından biri olan Zoya Müzesi koleksiyonundan derlenen "Herkes için Pop Sanat" sergisini görme fırsatı yakaladım. Bu yazıda pop sanat, Andy Warhol ve sergide aldığım kısa notlardan söz edeceğim. Sergi 25 Eylül 2016 tarihine kadar görülebilir. Ziyaret saatleri ve detaylı bilgi için Antalya Kültür Sanat sayfasına göz atabilirsiniz.

Öncelikle pop sanatı genel bir çerçeve içinde ele alalım.

1939-1945 yılları arasında tüm dünyayı etkileyen, sarsan ve bütün ülkelerin konumunu ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan değişikliğe uğratan büyük bir travma yaşıyorduk. (II. Dünya Savaşı) Bu travmanın etkileri, batı ülkelerinde sanat alanında "soyut dışavurumculuk" akımı ile karşımıza çıkıyor. 1940'lı yıllarda sanatın başkenti deyince ilk akla gelen Paris iken, savaş sonrasında artık parmaklar New York'u göstermeye başlamıştı. Paris'in sanat için tek merkez konumundan çıkmasının bir nedeni de, savaştan kaçan bazı sanatçıların (Andre Breton, Fernand Leger, Piet Mondrian, Max Ernst gibi) Amerika'ya yerleşmesiydi. Diğer bir neden de elbette ki gün geçtikçe gelişen Amerikan ekonomisi.

Soyut dışavurumculuk akımının temsilcileri, resmi oluşturmada ana problem olan perspektif, biçim, mekan gibi konulara yeni yaklaşımlar getirdiler. Eserlerin tamamı onların bilinçaltını suyun üzerine çıkaran çoğu zaman hayal dünyalarındaki bir üründü. Savaş yüzünden korkunç zorluk yaşayan ve kendi içlerine dönen sanatçıların ortaya çıkardıkları "ürünler" de tıpkı kendileri gibi dış dünyaya kapalıydı.

İşte tam burada, 1950'li 60'lı yıllarda bu akımın egosantrizmine bir tepki olarak "Pop Sanat" doğdu. Şehir yaşamının getirdiği ümitsizlik ve boşluk hissiyle boğuşan insan, popüler kültürün, dolayısıyla hızlı tüketimin de esiri konumuna geldi. Pop sanat, popüler kültürün insana dayattığı tüm alışkanlıklara inceden inceye gönderme yapar. Seri üretim zinciri diyebileceğimiz sistem; 1'i alır, öğütür ve 2 yapar. Burada önemli bir nokta var, bu zincirde yeniden üretilen üründe yeni bir özellikten söz edemeyiz. (Bkz: Tektipleştirme) Burada tekrar tekrar yapılan üretim aslında bir yerde anlamın içini de boşaltır. Artık üretilen şeyin anlamı yok edilmiştir.

Pop sanat, terim olarak ilk kez 1958 yılında, İngiliz sanat eleştirmeni Lawrence Alloway'in "Sanatlar ve Kitle İletişimi" başlıklı makalesinde popüler kültür ürünlerini tanımlamak için kullanıldı. Pop sanat akımının ilk yapıtı ise Richard Hamilton'ın, 1956 yılında Londra'daki Whitechapel Galerisi'nde açılan "İşte Yarın" sergisindeki "Bugünün Evlerini Bu Denli Farklı, Bu Denli Cazip Kılan Nedir?" adlı kolaj çalışmasıdır. Burada yine Hamilton'ın, 50'li yılların popüler kültür ögelerine gönderme yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Burada modern yaşamın göstergeleriyle donanmış bir evin içini görmekteyiz. Televizyon, elektrikli süpürge, kasetçalar gibi aletlerin yanı sıra pencereden görünen sinema salonu ve duvarda asılı duran çizgi roman afişi gibi çeşitli ögeler aracılığıyla Batı'nın gündelik yaşamından bir portre görüyoruz aslında. Tüm bunlar dışında metalaşan kadın bedenine ek olarak erkek bedeni de sahnede yerini almıştır artık. Buradaki erkek de, kadın gibi seyirlik bir nesne haline dönüşür. Kolajın tamamına baktığımızda buradaki hiçbir şeyin doğal olmadığını anlıyoruz, televizyonun üzerindeki meyve tabağı ve odanın bir köşesine itilmiş bitki bile, yapay bir atmosferin ögeleri olarak anlamını bulur.


Pop sanat'ın Amerika'daki başlıca temsilcilerinden (bazı kaynaklarda babası veya kralı olarak geçebilir) Andy Warhol, diğer pop sanat temsilcileri gibi eserlerinde konu olarak aldığı popüler kültür ögelerini fotografik bir görüntü ile sunuyor. Yani biraz detaylandırırsak; Warhol'un fotografik imgeyi olduğu gibi tuvale aktararak üzerine çeşitli müdahalelerde bulunması, serigrafi tekniğini kullanması, mekanik çoğaltım yöntemlerine duyduğu ilgi aslında onun sanatının içeriğini belirleyen unsurlardır.

"Andy Warhol'u tanımak istiyorsanız, yüzüyde gördüğünüze bakmanız yeterli; resimlerimdeki, filmlerimdeki yüzeylere bakın, işte ben oradayım. Yüzeyin gerisinde boşuna bir şey aramayın.
Benim için her şey öyle yüzeyde ki, bir tür zihinsel körler alfabesi okur gibiyim. Elimi, her şeyin yüzeyinde gezdiriyorum.
Resimlerimi neden böyle yapıyorum? Çünkü bir tür makine olmak istiyorum. Ne yaparsam yapayım, makineleşmiş bir halde yapıyorum ve yapmak istediğim de zaten bu."

Dört eserden oluşan Çekiç ve Orak serisinden, Andy Warhol, 1977, Kâğıt üzerine serigrafi, 76.2 x 101.6 cm

Warhol 1976 yılında Napoli'den döndüğünde sokakları kaplamış komünist bir simge olan orak ve çekiç dikkatini çekti. Bu simge graffiti şeklinde duvarlara karalanmıştır ve bir tür kentsel duvar kâğıdına dönüştüğü için politik anlamı neredeyse yok olmuştur. Warhol, asistanı Ronie Cutrone'dan bu simgeye ait kaynak fotoğraflar bulmasını ister. Kendi bulduğu görseller daha değişik bir şey arayan Warhol'u tatmin etmeyince, bir hırdavatçıdan çift başlı çekiç ile orak satın alır ve bunları çeşitli kompozisyonlarda fotoğraflar. Warhol bu seri için Cutrone'un fotoğraflarını da kullanır. Cutrone bu simge üzerinden ortaya çıkan Orak ve Çekiç serisi hakkında "Andy kapitalist olduğu için yeni resimler dizisine bunu seçmesi ironik ve gülünç bir tercihti" diye belirtir.

"Brecht herkesin aynı şekilde düşünmesini istermiş. Ben de herkesin aynı şekilde düşünmesini istiyorum. Ama Brecht bunu Komünizm adına istiyordu. Rusya bunu hükümet gücüyle yapıyor. Burada ise, herkesin aynı şeyi düşünmesi başta baskıcı bir hükümet olmadan da mümkün; eh, çabalamadan oluyorsa, Komünist olunmadan neden olmasın? Gün geçtikçe herkes daha aynı görünüyor, aynı davranmıyor mu?"

On eserden oluşan 20. Yüzyıldan On Yahudi Portresi serisinden Albert Einstein Portresi, Andy Warhol, 1980, Kâğıt üzerine serigrafi, 101.6 x 81.3 cm

Bu serinin fikri galerici Ronald Feldman'a aittir ve İsrailli sanat simsarı Alexander Harari'nin siparişi üzerine 1980 yılında gerçekleştirilmiştir. Warhol resmettiği figürlere karşı özel bir ilgi duymuyor, bir kısmını tanımıyordu; hatta resmedilecek kişilerin listesini Feldman'dan almıştı. Daha sonraki konuşmalarda figürlerin yüzlerini beğendiği için resmettiğini belirtir.

Seri, bir anlamda Warhol'un şöhret takıntısının da bir uzantısıdır desek pek de yanılmayız doğrusu. Kamuoyu tarafından tanınan portrelerin fotoğraflarına tonlanmış geometrik düzlemler ekleyerek kontrast kattı ve kişiselleştirdi; bu düzlemler en sevdiği birkaç renkteydi. Yahudi portrelerindeki tonlanmış düzlemler figürlerin bireysel özelliklerini ifade etmeyi amaçlamıyordu; onlar Warhol'a hizmet ediyordu, tamamen sanatçısına aitlerdi.

"Pazarlama sanatı, Sanat'tan sonraki adımdır. Ben işe, ticari bir sanatçı olarak başladım ve yine öyle bitirmek istiyorum. Sanat yaptıktan sonra pazarlama sanatına girdim. Bir tür Sanatçı İşadamı ya da Pazarlama Sanatçısı olmak istiyordum. İş dünyasında başarılı olmak, sanatların en ilginç olanı. Hippi döneminde insanlar şu pazarlama meselelerini masaya yatırdılar 'Para kötüdür' ya da 'Çalışmak kötüdür' gibi düşünceler öne sürdüler ama para kazanmak da çalışmak da sanattır ve iyi pazarlama, en iyi sanattır."

On eserden oluşan Kovboylar ve Kızılderililer serisinden, General Custer, Andy Warhol, 1986, Kâğıt üzerine serigrafi, 96.5 x 96.5 cm

Gerçeklikten öte görünümünden etkilenen ve şöhret imgelerinin yarattığı etkiden ilham alan Warhol için Kovboylar ve Kızılderililer, hikâyeleri, mitleri ve efsaneleriyle kariyerinin son dönemlerinde ilgi duymaya başladığı bir konuydu. Diğer işlerinde olduğu gibi, burada da altını çizmek istediği şey Batı topraklarının ve halkın gerçekliği değil, Batı fikrinin Batı'ya dair algılarımız üzerindeki etkisiydi.

"Resmimi yaparken üzerine uzun uzun düşünmem gerekiyorsa, o zaman yanlış bir şey yapıyorum demektir. Resmi boyutlandırmak da renklendirmek de düşünme biçimleridir. Resmim konusunda, 'eğer düşünmem gerekmiyorsa, o zaman doğrudur' gibi bir anlayışım var. Karar vermek, seçimler yapmak gerekiyorsa, hata yapıyorumdur. Ne kadar çok karar vermek gerekirse, o kadar çok yanlış yaparsın. Soyut çalışan bazı ressamlar oturup uzun uzun düşünürler, düşündükçe de bir şey yapıyormuş duygusuna kapılırlar. Bense, düşündükçe bir şey yapmadığım duygusuna kapılırım. Leonardo da Vinci, hamilerini, düşünmek için harcadığı zamanın da önemli olduğuna inandırmıştı - hatta düşünmek için harcadığı zaman, resim yapmak için harcadığı zamandan da önemliydi. Bu onun için geçerli olabilir. Bense, düşünmek için harcadığım zamanın hiçbir önem taşımadığını söyleyebilirim. Ben sadece 'yaptıklarım' için para almak beklentisi içindeyim."

On eserden oluşan Kovboylar ve Kızılderililer serisinden, Kachina Bebekler, Andy Warhol, 1986, Kâğıt üzerine serigrafi, 96.5 x 96.5 cm

Son işlerinden biri olan bu seri 1986 yılına tarihlenir. Yukarıdaki resimlerde de görüldüğü üzere General Custer ve Kachina Bebekler gibi Kızılderili imgeleri betimler. Bunlar kişi veya nesne olmaktan öte birer ürün olarak tanıtılır.

"Sık sık dile getiriliyor; ben sıkıcı şeylerden hoşlanıyormuşum. Evet öyle, zaten bunu ben söyledim. Ama bu, sıkılmadığım anlamına gelmez. Ama benim sıkıcı bulduğum şeylerle başka insanların sıkıcı bulduğu şeyler arasında farklar olabilir. Örneğin ben televizyonda hep aynı konuları, aynı çekimleri, aynı sahneleri usanmadan gösteren o aksiyon filmlerini asla izleyemem. Oysa çoğu insan, detaylar biraz farklı olunca hep aynı şeyi seyretmeye bayılıyor. Bense tam tersiyim: Eğer bir gece önce seyrettiğim şeyi yeniden seyredeceksem, o zaman onun bir benzerini değil, tıpkısı olmasını tercih ederim. Neden? Çünkü aynı şeye ne kadar çok bakarsan anlamdan o kadar sıyrılır, o kadar iyi, o kadar boş hissedersin."

On eserden oluşan Tehlikedeki Türler serisinden, Andy Warhol, 1983, Kâğıt üzerine sergirafi, 96.5 x 96.5 cm

1983 yılında, çevre aktivisti ve galerici bir çift olan Ronald ve Frayda Feldman'ın siparişi üzerine Warhol on farklı türden oluşan Tehlikedeki Türler serisini üretir. Fikir, sanatçıyla çiftin ekolojik problemler üzerine yaptıkları bir sohbet üzerine gelişir. Çevre sorunlarına her zaman ilgili olan Warhol bu seride yukarıda da gördüğünüz gibi Speyeria callippe kelebeği, orangutan, dev panda başta olmak üzere farklı türleri resmeder. Kendine özgü canlı renkler ve hayvanların kaderine işaret eden keskin ifadeler kullanarak sanat ve gerçeklik arasında dinamik bir gerilim yaratır. Hayvanlardan bazılarını parlak yeni renklerle göz alıcı hale getirir, böylece seride yer alan siyah gergedan mavi gibi görünürken, Afrika fili karşımıza pembe olarak çıkar.

Toparlayacak olursak, Andy Warhol'un işleri banal ve sıradan görünüp, düz, boş, soğuk, duygudan yoksun, elle değil de makineyle üretilmiş izlenimi verirken; kendisi de ruhsuz bir biçimde çevresindeki gerçekliği kaydeden soğuk bir gözlemci, bir makine gibi olmak istiyordu. Bir sanatçı olarak izleyiciyi, işlerinin bu şekilde görünmesine ikna etmek için büyük çaba sarf ediyordu ve eleştirmenlerin çoğu bu öz-yaratıma inanıyordu. Son olarak aklıma takılan ve aslında cevap aramadığım soruları da buraya bırakmak istiyorum.

Warhol'un sanatı, altında hiçbir şey olmayan bir yüzeyden mi ibaret?

Galeri ve müzeler her şeyi sanata dönüştürebilir mi?

"Ne kadar çok gittiysek (1963'ün sonbaharında, California'ya doğru) yoldaki her şey o kadar çok Pop görünmeye başladı. Birden kendimizi olayın içinde hissetmeye başladık, aslında Pop her yerdeydi ama herkes onu görmezlikten geliyordu, bizse büyüsüne kapılmıştık adeta - bizim için Pop yeni Sanat'tı. Pop'un ne olduğunu bir kez idrak ettiğinizde, o zaman bir tabelaya aynı gözle bakmanız mümkün değil. Pop'un ne olduğunu düşünmeye başladığınızda ise, Amerika'yı hiçbir zaman aynı gözle görmeniz mümkün değildi. Bir şeye etiket koyduğunuzda bir adım atmış oluyorsunuz - bir kere onu bir daha etiketsiz haliyle göremiyorsunuz. Biz geleceği görüyorduk ve bundan emindik. İnsanların onun içinde ve etrafında farkında olmaksızın dolaşmalarını seyrediyorduk; ama onlar hâlâ geçmişte yaşıyorlardı, farkında değillerdi. Oysa geleceğin içinde olduğunu fark etmek yeterliydi, o zaman orada oluyordunuz zaten. Gizem ortadan kalkıyor, ama şaşkınlık yeni başlıyordu."

Alıntılar: Andy Warhol, Açıklamalar

Creative Commons Lisansı
Bu eser Creative Commons Alıntı-LisansDevam 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır. Eserin tüm hakları yazara aittir. Kaynak gösterilmeden kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. Anlayışınız için teşekkürler.

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

İlginiz için teşekkürler...