Hoca Ali Rıza'nın Sanatı

Salı, Mart 01, 2016

Yalılar ve Yelkenli, 17.3 x 25 cm, Kağıt üzerine karışık teknik, Yapı Kredi Resim Koleksiyonu

Ressam Hoca Ali Rıza'nın kızı Bayan Nimet Ener, üstadın, kendi koleksiyonundan seçtiği yağlı boya, sulu boya, füzen ve karakalemlerinden mürekkep bir sergiyi bu kış Şehir Galerisinde açtı. Ali Rıza'yı çok eskiden okullar için bastırılan taş basmalarından, bir de kompoze resimlerinden tanıyanlar için bu sergi bir sürpriz oldu. Eski ressam, bu sergide görülen etütlerinde, manzaralarında bambaşka bir sanatkâr karakterinin izlerini belirtiyordu. Hoca Ali Rıza'nın resimlerini basmakalıp fazlası ile akademik bulanlar -hele modernler- bu resimleri görünce düşünüşlerini değiştirdiler herhalde.

Tabiatın, Fransızların deyimiyle motifinin karşısında Hoca Ali Rıza çok duygulu , duygulu olduğu kadar da bilgili bir sanatçı olarak kendini empoze ediyordu; bu hiç görülmemiş etütlerde.

Çamlı, servili manzaralar, İstanbul'un eski mahalleleri, tahta evler, mezarlıklar, deniz kenarında kayalıklar, Ali Rıza'nın sevdiği, ustası olduğu konular bunlardı. Nimet Ener'in topladığı sergide ressamın bu konuları işleyişi, tekniği iyice belli oluyordu. Türk resminin empresyonist çağına yetişmiş olduğu halde 19. yüzyıl klâsik Fransız peyzajlarının lokal renkleri gözeten tekniğine sadık kalmıştı. Renkli resimleri hiçbir zaman karalığa kaçmamakla beraber Ali Rıza, röfle dediğimiz akisli, gelip geçici, gün ışığının cilvelerine bağlı bir renk sistemini kabullenmemişti.

Öyle sanıyorum ki Ali Rıza'nın asıl ustalığı, manzara karşısında ve elinde kalemle kendini gösteriyor. Renk âhenkleri falsosuz, olgun olmakla beraber bellenmiş bir sistem içinde kalmasına karşılık, desen ve krokilerinden kendini kuvvetle hissettiren bir kişiliğe bürünebiliyor. Ali Rıza, birkaç kalem vuruşu ile, konuyu teşkil eden çeşitli elemanların her birini, strüktür ve karakterleri içinde canlandırır. Bu ustalık, İstanbul'un tahta evli eski mahallelerini, inişli yokuşlu, tümsekli sokaklarını gösteren konularda kendini belli ediyor.

Ali Rıza'nın görüşü yüzde yüz objektiftir. Formları değiştirmez, deformasyona yanaşmaz. Nispet ve ölçüler normal biçimleri, görünüşleri içindedir. Bu fazla objektif görgüyü kurtaran, konunun genel karakterini hemen kavrayan, kâğıda tesbit eden kalemin sinirli, ama son derece titiz işleyişidir.

Cezanne'nin Claude Monet için söylediği "O yalnız bir gözdür, ama ne göz!" yargısı belki Ali Rıza için de doğru olabilir.

Belli bir estetiği, bir metafiziği olmayan bu ressam mizacı, fotoğraf adesesinin şaşmaz kesinliği ile tespit ettiği biçimleri, olanca canlılık ve pitoresk tarafları ile tuvale, kâğıda geçirivermektedir. Ali Rıza'nın kendine has üslubunu -ekol yaratacak kadar kendini kuvvetle empoze eden üslubunu- görüş ve ifade edişteki tereddütsüz kesinliği, öte yandan da tekniğinin, işçiliğinin kudretidir.

Ali Rıza; Avni Lifij'in, Namık İsmail'in, Nazmi Ziya'nın, Çallı İbrahim'in empresyonist tekniğine yetiştiği halde ne tabiat görüntüsünden ne sistem ve tekniğinden şaşmadı. Belki hayatının sonlarına doğru renklerinde bir tazelik, bir şeffaflık belirdi ama değişmez desen, biçim anlayışı empresyonist tekniğin akis oyunlarına yer veremedi.

Ali Rıza'nın kızı tarafından dikkatle tertiplenen son sergisinde gençler için alınacak hayli dersler vardı. Ne pahasına olursa olsun yalnız kişilik peşinde koşup sanat yolunun gerektirdiği uzun çalışma devresini lüzumsuz bulanlar, Ali Rıza'nın hayatı devamınca etüdü bırakmayışı, işçilik bakımından da en küçük krokisinde bile gösterdiği titizlik bugünün aceleci kuşaklarına örnek olacak bir sanatkâr durumudur. Bir de kendi imkânlarını, kendi kudret çerçevesinin sınırlarını bilmek de var ki, Ali Rıza bu alanda da çok sanat adamına örnek olacak bir dürüstlük gösterir. Onu, duygusunun, teknik imkânlarının ötesine atacak maceralardan kaçındığını görüyoruz. Sevdiği, kalem ve fırçasının en has şekilde ifade edebildiği konulardan ayrılmayışı, en büyük sanatçılarda gördüğümüz samimiliğin, öz duyguya saygının temiz bir örneğidir.

19. yüzyıl realist resmimizin temsilcileri üstüne bugüne kadar esaslı bir etüdün yayımlanmamış olması sanat bibliyografyamız için büyük bir eksikliktir. En ünlü temsilcileri Osman Hamdi, Süleyman Seyyit, Halil Paşa, Hüseyin Zekâyi Paşa, Ahmet Ziya ve Hoca Ali Rıza olan realist ekolümüz, resim ve heykel müzesinde görüldüğü gibi, çok olgun, sağlam eserler vermiştir. Bu ressamlar grubu arasında Ali Rıza, Süleyman Seyyit'le Ahmet Ziya'ya yaklaştırılabilecek mizacıyla, özel bir yer tutar.

Ali Rıza, resim ve heykel müzemizde asıl karakterini gösterecek şekilde temsil edilmiş değildir. Türk modern sanatının bu piyonyesinin en aşağı on, on beş resminin müzede yer alması gerekir.

Nurullah Berk, Arkitekt Dergisi, Sayı 298, 1960

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

Yorumunuz blog yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. İlginiz için teşekkürler...