Rembrandt van Rijn Kimdir?

Pazar, Mayıs 17, 2015

"Rembrandt'ın otoportrelerinden tanıdığımız o keskin ve sabit gözler, insan kalbinin derinliklerini görüyor olmalılar."

Ernst H.Gombrich


Adı: Rembrandt Harmenszoon van Rijn

Doğum: 15 Temmuz 1606 / Leiden, Hollanda

Ölüm: 4 Ekim 1669 / Amsterdam, Hollanda

Alan / Dönem: Resim, Baskı / Barok

Milliyet: Hollanda

Sanat Akımı: Lüministik Sanat

Ünlü Yapıtları: Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi (1632), Gece Devriyesi (1642), Belshazzar'ın Ziyafeti (1635) ve Danae (1663)


Işığın ressamı olarak tanınan Rembrandt, kuşkusuz Hollanda'nın hatta 17. yüzyıl Avrupa'sının en önemli ressamlarındandır. Yaşamı boyunca düzenli olarak ürettiği otoportreleriyle, kendine özgü sanatsal teknikleri ve ışığı ustaca kullanması ile tanınmıştır.

Rembrandt, 1605'de Harmen Gerritz adında varlıklı bir değirmencinin altıncı çocuğu olarak Hollanda'da (Leyda) hayata gözlerini açtı. Annesi ise bir fırıncının kızı olan Neeltgen idi. Okuma çağına gelince şehrin, Latince öğrenim yapılan okuluna girdi. Derslerde durmadan resim çizer, öğretmenin, öğrencilerin portrelerini yapardı. Bu yüzden okulda sık sık ceza alırdı. 14 yaşında okuldan alındı, Leyda'lı ressam Jacob İsaaksz van Swanenburch'un atölyesine verildi. Bir süre sonra Amsterdam'a gitti; ilk ustası gibi İtalyan resim sanatına hayran olan Pieter Lastman'ın yanında altı ay çalıştı. 1625'te Leyda'ya döndü. Özellikle gravürcülükle uğraştı. Gravür sanatı, gerçek değerini ve resim dünyasındaki yerini Rembrandt'a borçludur.

Rembrandt, Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi, 1632

Babasının ölümü üzerine, 1632'de Amsterdam'a yerleşti. Profesör Tulp'un Anatomi Dersi adlı tablosuyla büyük bir üne kavuştu. 1634'te zengin bir kız olan Saskia van Uylenburgh ile evlendi. Sonu sefalet ve hüzünle bitecek şatafatlı, gösterişli bir hayat dönemi başladı. Sanatını anlamayan, ama müşteri olmak için sıraya giren yeni zenginlerin tablo siparişleri, kısa zamanda Rembrandt'a büyük servet sağladı. İtalya, Fransa, İspanya'daki ressamlar kral, kont, dük gibi bir koruyucuya bağlı olarak çalıştığı halde Rembrandt, modaya uymayı kibarlık gereği sanan tüccar ve toprak sahiplerinin cömert siparişleriyle zengin ve çok israflı bir hayat sürüyordu. Ünü artarak yayılan ressam, birçok portre ve dini içerikli tablo siparişi aldı. O dönemde portre ressamlığı oldukça önemliydi. (Zenginlerden aldığı siparişlerde onların tam olarak ne istediğini gayet iyi biliyor fakat ne olursa olsun, eserlerinde gerçeği ve gördüğünü yansıtıyordu)

Rembrandt, Samson’un Kör Edilmesi, 1636

Samson'un Kör Edilmesi ve Susanna Banyoda adlı tablolarında, karısı Saskia'yı model olarak kullanmış; aynı çehreye, birinde vahşet ve ihtiras diğerinde safiyet ve masumiyet ifadelerini vermişti. İnsan ruhunun değişikliklerine, iç ifadeye değer veren Rembrandt'ın, bu iki tablosunu birbiriyle karşılaştırmak, bize göre büyük sanatçıyı anlamak için şarttır.

Rembrandt, Susanna Banyoda, 1636

Önce karısı Saskia sonra annesi Neltgen ölünce geride oğlu Titus kaldı. Evine aldığı dul bir dadı, yalnız oğluyla değil kendisiyle de meşgul olmaya başladı. Karı-koca hayatı yaşamaya başladığı bu isterik kadından ancak 1649'da yakasını sıyırabildi. Bu arada Amsterdam Keskin Nişancılar Loncası'nın siparişi üzerine Gece Devriyesi adlı bir tablo yaptı. Eski geleneğe uymayan; 363 x 437 cm boyutlarındaki kocaman tablo, yıllar sonra Rembrandt'ın başeseri olduğu gibi Hollanda resim sanatının en değerli yapıtı olacaktı ama o dönemlerde beğenilmedi. Bir ara kutsal ve dinsel konuları, gerçek hayattan aldığı insanlar ile gerçekleştiren Rembrandt, 1645'te Hendrickje Stoffels adında 25 yaşında bir hizmetçi kız tutmuştu. Dadıyı başından def edince onun yerini hizmetçi kız aldı.

Rembrandt bu kızla önceleri saadet ve refah içinde yaşadı, ona aşıktı ve evlenmek istiyordu. Fakat, ölen eşi bıraktığı vasiyetnamede Rembrandt'ın evlenmesine engel olacak maddeler koymuştu. Aksi halde kalan servetten yararlanamayacaktı. Bu arada 1654'te hizmetçi kızdan Cornelia adında bir kızı dünyaya geldi.

Ressamın müşterileri azalmış, yaptığı şaheserler anlayışsızlık ve cehaletin kurbanı olmuştu. Modaya uyarak ve gösteriş için portrelerini yaptıran zenginler artık semtine uğramıyorlardı. Genç Hendrickje(hizmetçi), 40-45 yaşlarında sanatçıya ilham veriyordu. Davut'un Karısı Batşaba ile Yıkanan Kadın adlı tablolarının modeli bu kızdır. O, hem 1641'de doğan oğlunun bakıcısı, hem modeli, hem de ilham perisiydi. Sevgilisini Hendrickje Stoffels Flore Kılığında adlı tablosuyla ölmezliğe eriştirdi. Bu arada yaptığı her işten zarar ediyordu. Oğlunun üzerine yaptığı ev hariç, her şeyi satılmış üzerinde yatacağı bir şiltesi bile kalmamıştı.

1662'de Amsterdam Manifaturacılar Sendikası Yönetim Kurulu üyelerinin toplu halde resimlerini yapması istendi. Sendika Üyeleri adlı grup portresi böyle doğdu.

Hayatından çok sevdiği Hendrickje 1662 yılında öldü. İşlerin yönetimini eline alan Titus, 1668'de Madeleine Van Loo ile evlendikten kısa bir süre sonra öldü. Bu olay Rembrandt için büyük bir darbe oldu. Ressam, oğlu Titus da ölünceye hayata büsbütün küstü. Yanında Cornelia ile ihtiyar bir hizmetçiden başka kimse kalmamıştı.

Rembrandt, daha 63 yaşına gelmeden sevdiklerinin hepsi ölüp gitmişti. Hayatının son yılında ihtiyarlık portresini yaptı. 1669 yılının yağmurlu, karanlık bir gününde ekmek, şarap ve peynirden oluşan akşam yemeğinden sonra bir süre bu resmini seyretti. Gözleri yaşlandı. Elindeki mumu söndürdü. Yatağına yatarak uyudu. Bu uykudan bir daha uyanmadı.

Takvimler 4 Ekim 1669 tarihini gösteriyordu.

8 Ekim günü basit bir cenaze töreniyle toprağa verildi.

Koca Rembrandt ustadan geriye birkaç tablo, birkaç değersiz eşya, eski giysiler ve resim malzemelerinden başka bir şey kalmamıştı. Öldüğü günlerde, ona, sanatının modası geçmiş bir ihtiyar gözüyle bakılıyordu. 18'inci yüzyıl boyunca ve 19'uncu yüzyılın ilk yarısında da bu küçümseme ve unutulma sürüp gitti. Değeri hiç anlaşılmamış, sanatındaki büyüklüğün farkına bile varılmamıştı. Hatta ressam diye kabul edilmemiş, toptan inkar edilmişti. Fakat Hollanda müzelerinden başka Paris, Viyana, Dresden, Münih, Londra, Berlin ve Leningrad müzelerinde bulunan yapıtları, yeni bilgilerin ışığında incelenmeye başlandıktan sonra, özellikle 19'uncu yüzyıl sonlarında, büyüklüğü ve sanat dehası anlaşılıp kabul edildi.

Rembrandt, ton ve nüans üzerinde en büyük virtüözdur. Kendisinden sonra gelen Goya, Daumier, Munch, Soutine ve Rouault gibi ünlü ressamlara büyük etkisi olmuştur. Chiaroscuro, Türkçe adıyla Işık-Gölge tekniğini ilk ve en mükemmel kullanan ressam olduğu gibi kırmızıya ve bu rengin tonlarına, sanat tarihinde gerçek değerini veren ilk ustadır. Rembrandt, portrecilikte devrim yapmış, ruh hallerinin insan çehresi yoluyla anlatımında, o zamana kadar ulaşılmamış bir başarı göstermiştir. (Sanatında derin ve dokunaklı bir yankılanma görülen Rembrandt’ın eserlerinde gizemli bir esinle gerçekçiliğin iç içe olduğu görülür.) Çevresinde yaşayan tipleri mitoloji kahramanları, tarihsel kişiler olarak resmetmekle de, kendi döneminin, en gerçekçi ressamı olduğunu göstermiştir.

Rembrandt, 1660-1661

Temalar

Manzaralar: Rembrandt, sık sık kırsal alanlarda gezilere çıksa da çok az sayıda manzara resmi yapmıştır. Manzara tabloları, özellikle ışığın tuval yüzeyindeki dağılımı nedeniyle oldukça dramatik etkilere sahiptir. Teknik konusunda değil, ama tablolarındaki öğeler bakımından Hercules Segers'i örnek aldığını söyleyebiliriz. Rembrandt'ın bu resimlerinin, gördüğü yerlerin betimlemesinden çok hayal ürünü manzaralar olduğunu da söyleyebiliriz. Oysa Rembrandt, her zaman gerçeği, gördüğünü resmeder diye bilirdik değil mi? Maalesef bu, manzara resimleri için geçerli değil. Tablolara baktığımızda onların genellikle doğanın güçlerini yansıttığını anlarız. Değirmen adlı eserinde olduğu gibi... Karanlık bulut kümeleri ve dalları fırtınadan kırılmış ağaçları sık sık görebiliriz. Sadece tablolarında mı böyle? Hayır. Gravürlerinde de doğa betimlemelerine sıkça rastlıyoruz.1640'lı yıllardan sonra manzara tablolarının teması dağ betimlerinden yavaş yavaş Hollanda'nın kırlarının sakin görünümlerine kayar.

Dinsel Tablolar: Rembrandt, ustası olan Pieter Lastman'dan ve tarihin kendisine sağladığı esinler konusunda çok şey öğrenmişti. Kendi atölyesini açtığı zaman dini temalı tablolar üzerinde çalışmaya başladı. Ortaya çıkan yapıtlar genellikle küçük boyutluydu. Ancak özellikle giysi ve mücevherleri büyük bir titizlikle işliyordu. Bu yüzden tablolar ne kadar küçük olursa olsun, bir hayli detaylı görünüyorlardı. Yine 1640'lı yıllarda çocuklarının üçünü ve ardından eşini yitirdiği için bir dinsel uyanış yaşayarak, tablolarındaki Tevrat ögeleri yerlerini İncil'den alınan konulara bıraktı.

Tarihsel Tablolar: Ressam, ilk tarihsel tablolarını Leiden'deki stüdyosunda yaptı. Bu resimlerde konu olarak her seferinde özgün, tarihin akışı bakımından önemli bir anı seçerek resmetmiştir. Bu tablolarda da yine zengin bir şekilde işlenmiş giysiler dikkat çeker. Birçok eleştirmen, Rembrandt'ın hedefinin ünlü Flaman ressam Rubens'in düzeyine erişmek olduğunu yazmıştır. Tarihsel tablo çalışmaları, 17. yy'da resim sanatının en değerli kolu olarak kabul ediliyordu. Bu alanın temaları da İncil'deki konularından, Antik dönemin çeşitli ögelerine, oradan da dönemin önemli olaylarına dek uzanıyordu. Bu konuları tablolaştırabilmek için ressamın tarihi ve olayların öykülerini iyi bilmesi ve insan figürlerini ve duygularını aktarabilmekte çok yetenekli olması gerekiyordu. Bu nedenle ressamın sadece kendi alanında yetenekli olması yeterli değildi; tarihsel tablolar ortaya çıkarmak ciddi bir entelektüel yatırım ve birikim gerektiriyordu. Rembrandt, tarihsel tabloların en büyük ressamlarından biri olmayı da başardı.

Otoportreler: Remrandt'ın kendisini resmettiği en az seksen-yüz tablo bulunduğunu hemen hemen hepimiz biliyoruzdur. Bunların bir kısmı, müşterileri tarafından sipariş edilmiş; birçoğu da ressamın alıştırma çalışmaları olarak kendisi için ürettiği tablolar olmuştur. Alıştırmaların büyük bölümü insan duygularının, şaşkınlık, sevinç ya da üzüntünün resme aktarılması üzerinedir. Sık sık kendini asıl tablolarında kullanacağı öğelerin, tarihsel bir kişiliğin, bir soylunun ya da İncil'den bir karakterin modeli olarak bu oto-portrelerine yansıtmıştır. Son yıllarında ressam, kaygı ve kederlerini ortaya koyduğu, resim tarihi için çok önemli yapıtlar sayılan tablolar yapmıştır.

Teknikler

Rembrandt, sanat hayatının erken dönemlerinden itibaren açık ve koyu renklerle oluşturduğu kontrasta dayanan bir teknik kullanmıştı. (Yukarıda da anlatmıştım: Chiaroscuro) İtalyalı ressam Caravaggio'nun ün kazandırdığı bu teknik, Rembrandt tarafından özellikle dinsel ve tarihsel tablolarda önemli olay ya da kişilere vurgu yapmak için kullanılıyordu. Rembrandt'ın bu tarz çalışmalarında boya henüz kurumadan yapılan ve alttaki tuval parçasını ortaya çıkaran kazıma tekniği önemli bir yer tutuyordu. Koyu zemin üzerinde beyaz kurşun kullanımı da tablolarında özellikle ışık huzmelerini belirginleştiren bir yöntemdi. Sanat hayatının ilerleyen dönemlerinde Rembrandt "kaba iş" denen bir başka tekniği de başarıyla kullanmıştı. Bu yöntemde boya tablonun her yerine yoğun ve geniş bir biçimde dağıtılıyordu. Bu tabloların çoğunda, örneğin elller ve yüzler üzerinde oldukça ince, pürüzsüz bir çalışma yapılırken; özellikle giysilerde boya, yoğunluk ve kabarıklık hissi verecek biçimde bol tutuluyordu. Erken dönemlerde parlak renkleri tercih etmiş olan Rembrandt, ilerleyen yaşlarında daha yumuşak renklere yönelmişti. Mor, bronz yeşili ve donuk sarılar en sık çalıştığı renkler oldu. Ömrünün sonlarına doğru ise koyu kırmızı, kahverengi ve altın sarısı sanatına ruh veren renkler haline geldi. Rembrandt, tablo çalışmalarından başka birçok başarılı gravür, oyma ve taşbaskı ürünü verdi.

Bunları Da Beğenebilirsiniz

0 yorum

Yorumunuz blog yöneticileri tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır. İlginiz için teşekkürler...